HABERLER

Ekim20

**************************************************************************

Kullandığım dili kaba bulursanız şaşırmam. Bir buçuk senedir iftira, hakaret ve tacizlerle rahatsız ediyorlar. Biraz kaba konuşmaya başladım.

**************************************************************************

AYNASIZLARLA NAMUS KAVGASI

SULTANGAZİ EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ’NÜ RÜŞVET, ADAM KAYIRMA, ADAM KAÇIRMA VE YARGISIZ İNFAZ İLE SUÇLUYORUM. İT OĞLU İTLER BENİ BİR ŞEY İLE SUÇLAYACAKSA MAHKEMEDE SAVUNMA HAKKIM VAR. BENİM ÖZGÜRLÜĞÜMÜ VE SAĞLIĞIMI ALAN İTLERİ YARGISIZ  İNFAZ VE İFTİRA İLE SUÇLUYORUM. BENİM MESLEK HAYATIMA, ÖZEL HAYATIMA VE SAĞLIĞIMA SALDIRAN İTLERİN ANASINI EŞEKLER S..KSİN. ONLARDAN DAVACI VE ŞİKÂYETÇİYİM.

2008 yılının Kasım ayında bir kıro çetesinin saldırısına uğradım. O çetenin reisi Şenol, Sinan Şamil Sam’ın akrabası olarak bol bol torpil yaptı adamlarına. Karakolda utanmadan göstere göstere tüm soruşturmaları kapattılar. Yalancı şahitlik yapan Şenol bol  bol tehtid ettikten sonra beni vazgeçiremeyince akrabası Sinan Şamil Sam’ı kullandı. Şehirde satılık ne kadar p..ç memur varsa hepsi devlet büyüğü deyip kıro boksöre torpil yaptı. Aslında o devletin tırnağı bile olamaz, o paranın büyüğü olduğu için bütün satılık kahpeleri satın aldı. Ne kadar it köpek varsa Sam’ın hatırana ve parasının hatırına iftira üstüne iftira attı. Ona yaranmak için bana maddi veya manevi zarar veren herkesin cezasını vereceğim mahkemede. Duruşma 11 Nisan 2013 Perşembe günü 11:10′da Gaziosmanpaşa 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde.

Ben duşta iken babam odaya girmiş, karıştırmış, çıkarken gördüm. Nüfus Cüzdanım kayıp. Nüfus Cüzdanım uçmuş ortadan. 

RESMİ İNTERNET SİTEMDEN RESMİ ŞİKÂYET 1:  21 Mart 2013 tarihinde Saat 11:50 ve Nüfus Dairesinden geliyorum. Yeni nüfus cüzdanı çıkardım. Babamın neden nüfus cüzdanımı  çaldığı belli. Kaymakamlığın (Nüfus dairesinin) dış kapısında karakolda beni döven çeteye torpil yapan polis duruyordu. Önce çantamı kontrol etti. Çıkarken muhabbete tuttu. Yine baban ne yapıyor muhabbeti. O polisi zor tanıdım ama o tanıttı aslında kendisini. Nüfus cüzdanımı kaybetme cezası olarak 58 TL artı yeni cüzdan parası 6.5TL toplam 64.5TL zarar verdiler. Cebimdeki para tükeniyor. Sultangazinin şerefsiz üniformalı itleri cebimdeki parayı gittikçe tüketiyor, sonunda babama muhtaç ve babamla ortak yaşayan biri olarak gösterip babamla annemi duruşmada şikâyet etmemi engellemeye çalışıyorlar. O şerefsizi karşıma çıkardılar kaymakamlığın kapısındaki koruma polisi  olarak.Bir de iftira atıp götürseydi ayvayı yemiştim. İşte budur Sultangazi polisi, çete gibi çalışan bir polis. Mıntıka kurmuşlar bölgede. Baban şöyle baban şöyle muhabbeti yapıp adam harcayan şerefsizler. Nüfus cüzdanını geç çıkarsaydım kaçıracaktı beni kahpenin dölleri. Babamı bana bakan adam olarak göstermeye çalışıyorlar, bırakın da iş bulayım kahpenin dölleri.

RESMİ İNTERNET SİTEMDEN RESMİ ŞİKÂYET 2: Eğitim çalışmalarımı ve profesyonel hayatımı devamlı olarak kesintiye uğratarak beni maddi ve manevi zarara uğrattılar. Maddi ve manevi, ceza davası açmamı engellediler. Görevli cumhuriyet savcısının müdahalesini arz ederim. Dolandırıcıların ifadesi alınsın.

*************************************************************************

23 Mart 2013 Cumartesi

H. Bozkurt’a ufak bir şaka yapmıştım. Ona  Yasemin Yalçın’ın “karakoldaki çingene” taklidi ile şaka yapmıştım. Hani komiserim falan diyor  ya çingene. Ben de ona başbakanım falan diyordum ve dalga geçiyordum çünkü ondan büyük politikacı olacağına inanmıyordum. Onun yüzüne vurguncu diyordum çünkü yasadışı şekilde para kazanıyordu, bir daha para kazanması zordu, bir daha zor  seçilirdi. Ama beni çingene diye göstermeye çalışmış, iftira  atmış. Allah belâsını versin. Ulusal Parti’nin yayınlarından biri olan Türk Yurdu Anadolu kitabında Kürtlerin çingeneliği bilimsel kanıtlara ve yorumlara dayandırılmıştır. Ben değil kürt Halûk Bozkurt çingeneye benziyor, bizi yan yana koyarsanız kimin çingene olduğu açıkça görünüyor. Meslek hayatına ayakkabı boyacısı  olarak başlamış öyle  bitirecek. Hep yasadışı çalıştığı için ayakkabı boyama kutusunu  atma, lâzım olacak demiştim.

Çingenekürt ve TürkHalûk Bozkurt bir belediye memuruna bir arsa için “cep haşlığı olarak” 500TL verdiği işin yapıldığı gün ve saatte. 8 Aralık 2011 saat 15:42..Bir adet arsadaki tecavüzlerin incelenmesi….Zemini çok kötü o arsanın. Zemine çimento enjekte edildi.

*************************************************************************

22 Mart 2013 Cuma

Çok Önemli:  

Sanık polis tüm esnafı kışkırtmaya ve şikâyetçi ayarlamaya çalışıyor. Görev yerinden ayrılıp  yemek yediğim lokantaya geldi arkamdan. Yalancı şahitler ayaralmaya çalışıyor. İri yarı adamlar karşıma geçip tespih çekiyor. Polis kışkırtmış  esnafı ve kendi  çevresini. Yılan gibi etrafımda dolaşıyor bir sürü uyanık. Çok kişiden rüşvet yemiş, çok müşterisi var, çok sayıda torpilli kişinin başı belâda. Ama karakoldaki görevi kötüye kullanma suçunu tek başına işlemedi. Yani sadece bir adet polis sanık değil.

Gece gündüz cinsel içerikli sözlü tacizlerle bunalttılar beni ve beni cinsel ilişkiye girmek zorunda bıraktılar. Benim cinsel hayatıma saldıran şerefsizlerden şikâyetçiyim. Tüm profesyonel  ve özel hayatımı bozup beni beş parasız ve arkadaşsız bıraktılar. Sosyal  ilişkilerime saldırdılar. Kişisel özelliklerimi bahane ederek çok sayıda yasadışı müdahalede bulundular. Özel ve profesyonel hayatıma yapılan saldırıyı suçluyorum. Orada bir tane polisin peşimden dolaşarak esnaftan kişiler ayarlamasıyla bitmeyecek bu iş. İşin içinde soruşturmayı yapan komiserler de var. Üstelik o polisin yeri kaymakamlık binasının girişi, o bir koruma polisi.

18 Mart tarihinde avukatım Kadriye Tezcan’ın azilnamesini imzaladım Gaziosmanpaşa’daki noterde. Aslında birbirinden bağımsız görünen çok olay var. Aslında hepsi bir arada iletişim içinde saldırdılar, ortak çalıştılar. Çetenin saldırısından çete resi Şenol Erdağı’nın tehtidlerine kadar, ailemin hastaneyi desteklemesinden karakolda beni sinir etmesine kadar, patronlarımın beni suça bulaştırmaya çalışmasından yeni patronumun savunma hazırlıyorum deyip daha büyük şiddetle ve baskıyla suça zorlamasına kadar. Tek bir şey söyleyeceğim. Onlar bir taraf ve ben bir tarafım. Onların kalabalık olması hiç bir şey ifade etmiyor. Duruşmaya çıkmak  istediğimi söyledim mahkemenin hakimine.

Bir şey daha, Ramazan ayında beni ısrarla iftara çağıran ilçe CHP’den üç kişi önce tanıştı benimle sonra kavga çıkardılar. Önce anama laf ettiler, sinir ettiler. O sinir içinde sen mahkemenin hakimine hakaret ediyor musun diye sordu bir tane çam yarması. Aslında ne anam var ne de babam, mesleğim, geleceğim, kuracağım aile ve sevgim tehlikede. Her şey o  hakimin elinde. Kararı o hakim verecek. O hakime dil uzatacak kadar aptal biri olmadığımı biliyor herkes. Sinan Şamil Sam adındaki kurdish schwine ile tramvayda  karşılaştığım ve anasına sövdüğüm sabah ile dershanedeki AutoCAD dersi saldırı ve iftiraları aynı döneme denk geliyor. Zaten karakolda da Sinan Şamil Sam’ın akrabasına torpil yapan polisler de vardı.

Her şey Sinan Şamil Sam’ın ismi etrafında dönmeye başladı. Beni 15 ay boyunca öldüresiye taciz eden ve uykusuz bırakanlar da “sana Sinan Şamil Sam’ın gücünü gösterdik” şeklinde  laf attı. Ama bu ülkede hiç kimse padişah değil. Bakınız anayasınanın 6. maddesine. Akrabam, dedemin yeğeni,  Avurstralya’dan Naim Süleymanoğlu’nun kaçırılmasının canlı şahidi Mehmet Bahar dayım da kayboldu ortadan. Onunla da iletişim kuramıyorum artık.

Bilişim Eğitim Dershanesi’nin yüzde doksan dokuz kopye yazılım kullandığını, nadiren orijinal yazılım veya orijinal yazılımların eğitm verisiyonlarını kullandığını biliyor musunuz? Diğer tüm dershaneler kopye yazılım konusuna dikkat ediyor. Sanırım dershaneye bana saldırmasının başlıca nedenlerinden biri kopye yazılımın 6 yıldan başlayan hapis cezası. Hahaha…Hihhihi…Hohooho….

*************************************************************************

21 Mart 2013 Perşembe

Gecenin üçü. Yine uyandırdılar. Sinirlerimi bozdular. Şu sapığısın bu sapığısın diye laf atıyorlar. Hastaneye savunma hazırladık diyorlar. Şerefsizler 15 ay batırdı beni, 15 ay boyunca dava açamadım hastaneye. Hayat ve çalışma düzenimi bozdular. Her gece uyandırıp kafamı şişirdiler, sinirlerimi yıprattılar ve cinselliğe zorladılar. Senelerce iftira  ile ve şerefsizlik ile tüm sosyal ilişkilerimi bozdular. Tüm arkadaşlıklıklarımı yok ettiler. Çalışmamı engellediler. Tüm eğitimlerimi batırdılar. Bilişim Eğitim Bakırköy bir şey öğretmedi bana, sertifika için gittim, bilgi için değil, bir parça kâğıt için. Gürültü, hakaret ve iftira ile gece gündüz vuruyorlar. Annem da kapıyı sinsice açıp bakıyor. Arkamdaki kapıyı her zaman açık buluyorum. Çiğdem Küçükali kapıdan bakan sapık olduğumu söylemiş de o yüzden bana bu iftirayı atmış diyorlar. Hastanede tüm doktorlar beni mahvetmişti, sıra bana gelmeden önce sıradaki şerefsiz kim ona bakmıştım. Sıradaki şerefsiz kahpe doktoru merak ediyordum, kapıdan içeri baktı diye adamın 5 senesini harcayan o..pu  doktor Çiğdem Küçükali. Senelerce cinsel muhabbetler yaparak, baştan çıkararak muayene etmeye çalışan o..pu doktorlar. Ailemle birlikte saldırıp ders çalışmamı da, kitap okumamı da engellediler. Masturbasyon sapığı diye bir şey uydurmuşlar ve ne kadar kahpe varsa ”bana baktı masturbasyon yaptı” diyor, “sapık” diyor. Böyle iftira olur mu? Şerefsiz itler köpekler. Kime ne girip çıkıyor, kime ne yaptım. Ne kadar nefret ettiğim karı varsa hepsi bir iftira atıyor. Benim düzenli bir cinsel hayatım vardı. Ama adamı 15 ay boyunca uykudan uyandırıp, kafasını becerip, kafayı şişirip sinirleri gerdikten sonra cinsellik muhabbeti yapan kahpe bir kaç komşu ile anlaşmalı rezil bir tımarhane var. Ne çalışmama izin verdiler, ne de ev kiralayacak parayı kazanmama. İftirayı devletin resmi şerefsizi Çiğdem Küçükali’nin teşhisine dayandırıyorlar. Oysa şerefsiz fahişe bana ne iftira attı, onu bile bilmiyorum. Yan polikliniğe çekip bir ton cinsel soru sordu. O soruları hiç düşünmemiştim daha önce. Orada eğer susup cevap vermezsen büyük tehtid altındasın, içine kapanma teşhisi koyuyorlar. Eğer içine kapanma teşhisi koyarsalar beynini elektrikle parçalıyorlar. Ne kadar rezil bir ülkede yaşıyoruz. Tam şeriatçı kahpelere uygun bir iftira.

Mecbur muyum İbrahim Öge’nin fahişleri ile yatmaya. Yatacaksam gerçek hayat kadını ile yatarım, İbrahim Öge’nin motorları ile yatıp onları yanımda kadınım diye gezdirmem. Herkes benimle yan yana yürüyemez, benim yanımda oturamaz. Sırf hastaneye yasadışı bir şekilde getirilerek kendi isteğim dışında orada kapalı tutulduğumu söylediğim için bana iftira attılar. Bu iftirayı da kahpe annem ile birlikte attılar. Beni o iftira gününden önce on sene süründürmüştüler. On sene vurmuştular bana. Orada her şeyi anlatıp onların hepsinin gelmişine geçmişine küfür etmiştim. Çünkü onlar gençliğimi elimden almıştı. Rüşveti basan şerefsiz sülâlesi vardı annemin, annem de ablasının pi.ini erkeği imiş gibi dinleyen, söz dinlemeyen kahpe bir kadındı. Asla izin vermediler bu evden ayrılmama, asla izin vermediler sınavlara çalışmama. Zorlaya zorlaya, sinirlerimi boza boza, sinirlerimi yıprata yıprata cinsel hayatıma saldıra saldıra mahvettiler beni. Rezil şerefsiz bir tımarhanenin işkencesi sadece tımarhane sınırları içinde değil, tüm şehir içinde devam etti. Bilişim Eğitim’deki kahpeler de iftira attı, ide YAPI’daki kahpe de. Sürekli her yerde vurdular, iftira attılar. İnsanca bir merhaba desen bile sırıta sırıta, oynaya oynaya olayı cinselliğe çeviriyordular. Baştan çıkarmaya çalışıyordu kahpeler, sonra da masum bakire meryem ayakları yapıyordu. Yalvarsalar z.kmeyeceğim çirkinler iftira atıyordu.

Bana iftira atan çirkinlerin listesini yazacağım buraya bir gün. Benimle hiç ilişkiye girmeden benim cinsel hayatıma saldıran kahpeler.  Hepinizin kanına düşmanım, yedi sülâlenize düşmanım. 15 aydır uykusuzluktan öldürdünüz. Tek bir kitap okumama izin vermediniz.  İş yerine uykusuz gönderdiniz, çalıştığım iş yerleri de kahpeydi. Onlar da vurdu. Hepsi sadece siyasi uzantıları olan bir işkence merkezini, yani tımarhaneyi dava edilmekten kurtarmak için. Devlet koruması istiyorum. Ama nasıl olacak bilmiyorum. Devlet beni kendi kurumundan korur mu hiç? Kahpe şerefsiz iftiracı İstanbul polisi. Şerefsizler adamın ya cebindeki paraya ya da s..kine karışır. İşte şeriatçı ülkücülük budur. İşte p..ç MHP. Alparslan Türkeş pe.evenginin yedi sülâlesini eşekler s..ksin. Allah aşkına beni  bir iki ay rahat bıraksınlar da hayatımı toparlayayım. Ne para kazanabildim ne de arkadaşım kaldı etrafımda, borca battım. Rezil bir iftira attılar ve senelerce para kazanmamı, doğru dürüst çalışmamı engelleyerek bu iftirayı doğru göstermeye çalıştılar.

O iftira da o tımarhanedeki şerefsiz bir memur o..punun bana yavşaması ve benim onu kovup “s..kilmişler ile işim olmaz” dememden sonra oldu. O s.kilmiş numune ilâçları da alıp satıyordu, hırsızdı. Tüm numuneler numune formatında değildi. Bazen kutularca orijinal ilâç geliyordu ve o kutuların tanesi 150-300TL civarında idi. Yani o hırsız kahpe ilâç firmalarının getirdiği paketler ile bazen sabahları 1000-3000TL parayı cebine indiriyordu. Numune ilâçlar hastalara değil, memurların cebinde ve banka hesabına gidiyordu.

*************************************************************************

20 Mart 2013 Çarşamba

Pazartesi günü MC Donalds Beşiktaş’tan MHP çağrı merkezine telefon ettim ve 11 Nisan’daki duruşmayı, benim internet sitem www.cevatcaliskan.com’u incelemelerini istedim. Taksim İstiklâl caddesinden Tarlabaşına doğru inerken çok sayıda genç beni tehtid etti. Bana manyak ilâcı yazdırdıklarını, tımarhaneye kapatıp döveceklerini falan söylediler. Bana dayak cezası verdiklerini, … ve daha bir sürü tehtid dolu şey söylediler. Dün ise dershaneye gitmeden önce Bakırköy’de bir kafede oturdum. Bir şeyler yazdım karaladım. İki saat kadar erken gittim dershaneye. Önce dershanenin kopye yazılım uzmanı Gökhan geldi konuşmaya, arkadaşlık yapmaya çalıştı. Daha sonra Sta4CAD dersinden biri. Koridorda “olayı anlamış, insanlar öğrenecek” diye konuşan panik içindeki AutoCAD hocası Murat Gündoğar vardı. Eczaneden Katarin Fort almıştım çünkü grip başlangıcı, soğuk algınlığı vardı. 2 tane aldım, sohbet ederken 2 tane daha. Bir taraftan kulaklıkla müzik dinlerken diğer taraftan da yanımdakini dinliyordum. Dikkat dağıldı, grip iyileşmedi, boğazımda nezle hissi vardı. 2 tane daha Katarin Fort aldım. Etrafta iri yarı adamlar dolaşmaya başladı. Derse en son ben geldim. Dersin anlatırken bilgisayarın operatörü ben idim. Yani projeksiyon cihazı benim bilgisayarıma bağlıydı. Aniden bir ağırlık bastı üzerime. Bilincimi açık tutmaya çalışıyordum ama bedenim bana ihanet ediyordu. Çok büyük bir baskı oluştu, bilincim açıktı ama bedenim ani bir halsizliğe girdi. Orada bayılmamak için kaçtım. Panik yapmamı isetediler, yapmadım. Sonra oradan en yakın Burger King şubesine gittim. Hamburger menü, ayrıca kola, iki büyük ayran, kahve, dondurma,….yedikçe yiyiordum, iyileşemiyordum. Kameraya el bile salladım kendimi görüntülemek için. Bir türlü toparlanamıyordum. Aşırı doz Katarin olabilir, veya Bilişim Eğitim’in kafetaryasında içtiklerimde beni bu hale getirecek bir şey vardı. Düşmanlıklarını gizlemiyordular ama yüz yüze konuşurken inkâr ediyordular. Sanırım dershane siyasi idi. Sahile doğru yürüdüm, otoyolun kenarında kendimi filme aldım. Daha sonra ufak kulüp gibi bir şey vardı, onun ışıkları önünde de kendimi filme aldım. Sonra HSBC bankamatiğinin kamerasına da göründüm. Yavaş yavaş toparlanmaya çalışıyordum, sokakta bakkaldan aldığım kolayı içiyordum. Dershaneye geri döndüm, toparlandım ama ders bitmek üzereydi. O durum beni rahatsız etmişti. Bu internet sitesini açtım. Şifremi kırmışlar. Artık şefreyle giremiyordum. Sonra baktım ki e-mail adresimin şifresini de değiştirmişler. Orada bir gerilim yaratıp beni küfür ettirmek istediler. Eğer dersten dışarı çıkmasaydım orada düşüp bayılacaktım ve artık beni hangi hastaneye götüreceklerini biliyorsunuz. E-posta ve www.cevatcaliskan.com ‘un şifrelerini kurtardım. Kopye yazılımcı Gökhan dersin sonunda bunun bir duygu durumu olup olmadığını sordu, hoca da gülerek destekliyordu. Böyle bir şey asla olmamıştı. O grip ilâcı veya onların verdiği bir şey dokundu. Hoca derste lafın arasına “kendin ilâç içtin diyeceğiz” diye bir laf sıkıştırdı. Ama çok hızlı söyledi. Kafetarya işletmecisine orada yıllarca kalmak istemediğimi söylemiştim ve dershaneyle ilgili şikâyetlerimi dile getirmiştim. Ağlayıp ağlayıp başkalarının duygularına önem vermeyen biri olduğumu söyleyip söyleniyordu. Oysa daha önce çok acımasız ve şakacı konuşan biriydi. Hiç öyle çıt kırıldım biri değildi. Eve bitkiN ve yorgun girdim. Vücudum harap olmuştu. Sabah uyandığımda vücudum biraz toparlanmıştı. Dava edeceğim kişilerin onaylı belgesi çantamda idi ve tüm harici disklerim de çantamdaydı. Saatlerce dışarıda ölmüş gebermiş dolaştığım için çantamı karıştırmaları için fırsat doğmuştu onlara, ama yaptılar mı bilmiyorum. Dershanenin savunması şu: onu delirtmeye çalıştık, deli diye tımarhaneye kapatacaktık. Ben ise diyordum ki kalbimi mahvettiler, göğüs kafesim felç oldu Ağustos ayında. Kalbim sağlam olmasa kalp krizinden gidecektim. Dershaneye eğitim için başvurduğumda eğitim danışmanı Gizem Öne ile pazarlık yapıp 500TL’ye yakın indirim almıştım. Kavga ettik, ben bildiğim şeylerin sertifikasını alacağım demiştim, burada bana bir şey öğretemeyeceksiniz, zaten biliyorum demiştim. İndirimi o şekilde aldım. AutoCAD dersinde vurdular. YDS kursunda vurdular. TOEFL kursunda baştan çıkardı beni biri bilerek, orada zayıflığımı kabul ediyorum ama tanışmak isteyince tüm sınıf çirkinleştirdi olayı. Acayip bir kavga ve dalaşma oldu. Sta4CAD dersinde de bu baygınlık ve vücudumun beni terk etmesi olayı oldu. Zor toparlandım. Bilişim Eğitim’de sorun yaşamadığım tek ders Primavera dersi idi. Onun dışında orası cehennem idi benim için. Gizem Öne ile tanıştığımızda durup dururken bir laf attı ortaya. Dedi ki o müşerileri ile özel ilişkiye, arkadaşlığa girmiyormuş. Ten rengi gıcık ve kendisi açlıktan ölmüş ufacık bir iskelete benzediği için tercihlerime uygun değildi. Ama ben düşünceye itiraz ettim. Dedim ki bir insan her öğrenciyle arkadaş olmak zorunda değil, ama öğrenciler arasınlia biriyle arkadaş olabilir, bu hiç kimseyi ilgilendirmez. Annem benimle bakırköy tımarhanesine gelince, oradan bol tehtid alıp allak bullak bir şekilde annemle Bakırköy Bilişim Eğitim’e uğramıştım. Gizem Öne ve Annem tanıştı. Sohbet ederken yine evlilik konusu açıldı çünkü o dönemde nefret edeceğim kadar çirkin biri benimle evlenmek için abartılı bir şekilde ısrar ediyordu. Annem sözlerden birine gaz verdi ve beni böyle çapkın, önüne gelene saldıran biri olarak gösterdi. Dolandırıldığımın farkında değildim. Gocunacak yaram olmadığı için önemsemedim, gülerek destekledim. Ama daha sonra bunu koz olarak kullanıp bana dokuz doğurttular. Aynı şeyi kız kardeşim Aysel yaptı, Selen Şaşmaz ile konuşurken. Böylece annem ve kız kardeşimin gazıyla dershanenin eline “savunma adı altında” acayip bir iftira kozu geçti. Sık sık Gizem ve Selen Hanımlara sarkıntılıkla suçlanacağımı söyleyerek tehtid ettiler. Gizem Öne hamile kaldıktan sonra bile vazgeçmedi bu sapıklık iftirasından. Biliişim eğitimi suyu ısındı. Elimdeki suçlama fezdekesini veremeyeceğim emniyete ama 11 Nisan duruşmasında her şeyi anlatacağım. Annemin malvarlığını inceleseler ne güzler olur değil mi? Hem de bir defa değil, her iki senede bir inceleseler. Bakalım “benim param muhabbeti ve tehtidler” nereden kaynaklanıyor. Senelerce uzattılar okulumu, zorla kapattılar tımarhaneye, sapık bir tımarhane memuru mahvetti vücudumu ve böylece mahkemede 4 sene geçti. Dolandırıldım. Duruşmalara girmemi engellediler. Beni aileme muhtaç gösterdiler, ailem de tam gaz vurdu. Bu olay sırasında bir polis memuru kendisini vurmuş. Beynime hafıza kaybı kazığı attıkları için o durumu hatırlamıyordum. Sadece polisin moralinin bozuk olarak odadan çıktığını ve bir el silah sesi duyduğumu hatırlıyorum. Benimle dalga geçe geçe benim ifademi alırken yan odada bana saldırmış olan sülâleme torpil yapıp, beni kaçırmalarına izin veren polis.

*************************************************************************

19 Mart 2013 Salı

Bügünkü en önemli haber: evdeki yemeklerin özellikleri  değişti. Sıfır  proteinli yemekler var evde. Önceden beyaz eti ve her türlü proteini pompalıyordular. Artık cinsel taciz ve zengin bir afrodizyak menü yok evimde. Annem ve babam da mahkemeyi bekliyor. Bakalım duruşmaya gelecekler mi? Senin şununla suçlayacağız, bununla suçlayacağız diye laf atıyorlar. Beni evde izole ettiler. Aylarca rahat vermediler, uykusuzluğu hep devam ettirdiler, sık sık ve önemli zamanlarda gerginlik yarattılar. Annemin elini 10 senedir öpmüyordum ama bu  kadar da kahpe olacağını bilmiyordum. Yanlış yerde yanlış zamanda beni bilerek tahrik etmesine, beni sürekli bastıra  bastıra sinir etmesine ve çıldırtmaya çalışmasına şüphe ile bakmıyordum ama abartılı derecede şaştıcı buluyordum. Annem diye biliyordum kahpeyi. Güveniyordum, kendisini tehtid ettirdi, tehtid ettim onun için. Kendisi ile dalga geçtirdi, dalga geçtim onun için. Halden hale soktular beni. Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nden şikâyetçi ve davacı oldum defalarca. Zorla kaçırıp  zorla  şikâyetçi değilim diye ifade aldılar. Annemin kahpeliğini kullandılar.

25 Aralık 2011 tarihinde ömür boyu bırakmayacaklarını söylediklerinde yine kaçırılıp işkence görmeyi göze alarak davacı olacağımı söyledim. Ama tam izole edilmiştim. İşlerimi bozdular. Patronum zaten dolandırıcı idi. Oradan kaçınca yeni işe girinceye kadar evdeki geçimsizliğin ve sözlü şiddetin kurbanı oldum. Ders çalışmama izin vermediler. İşe girecektim, işe girmeden önce hazırlık yapamadım, annem manyak bir kavga çıkardı. Hazırlıksız gittim. Yan dairelerdeki abartılı gürültü ve saat gibi şaşmayan gece gürültüleri, patırtıları beni uykusuz bırakıyordu. Her sabah iki gibi uyandırıyordular ama mantığım almıyordu bunu. İşe uykusuz gidiyordum. İş yerinde de ayakta uyuyordum. Değil bilgisayarın başında proje çizmek, kafamı dik tutamıyordum. Yorgunluktan kafam kayıyordu, düşüyordu, uykusuzluktan anlık baygınlıklar geçiriyordum.  Sık sık yüzümü yıkamak için tuvalete gidiyordum ama yine de bayılıyordum uykusuzluktan.

Saat 18:30 da başlayan dersten bir iki saat önce geldim dershaneye. Bol miktarda grip ilacı Katarin almıştım. Kafetaryada bol miktarda içecek aldım. Derse girdiğimde elim ayağım tutmuyordu. Dışarı çıkıp Burgerking te hamburger menü, dondurma, kola, kahve aldım. Elim ayağım hala tutmuyordu. Sahile doğru yürüdüm. Kendimi filme aldım. Derse geri döndüm. Dersi dinledim. Ama hiç böyle olmamıştım. Çok fena bayılacaktım. Kafetaryada dersten önce bir sürü saçma konuşma oldu. Dershane yönetimine söylemesi için kafetaryanın işletmecisine dershane ile ilgili şikayetlerimi söyledim. Buradaki eğitimleri bitirip gideceğim. Bu kadar eğitim yeter.

************************************************************************

18 Mart 2013 Pazartesi

Gecenin 01:35′i ve itlerin kiraladığı sapık komşu dırdır yapıp laf atmaya devam ediyor, uymamı  engelliyor. Onu kiralayanın anasına sarkıntılık sözüm var. Bunu unutmayın. Öğlene doğru Sultangazi Emniyet Müdülüğü’ne başvuracağım ve şikâyet edeceğim beni aylardır rahat bırakmayan şerefsizleri. Şenol Erdağı’nı kankası Hakan üst  katta oturan Nuh Er’in arkadaşı. Nuh er dini ve namazı bahane ederek karşıma geçip hareket çekiyordu, bazen de sert erkek ayakları yapıp kabadayı gibi konuşuyordu. Şenol’un iti sürekli sorun çıkarmaya çalışıyordu. Aralık 2011′de geceleri gürültü yaparak benim uyumamı engelleyen birkaç komşu vardı. Daha sonra gürültünün şiddeti arttı. Annem ve babam inkâr ediyordu, önemli bir şey yok diyordu ama ben uykusuzluktan ölüyordum. Mart 2012′de MPI’da işe başladığımda şerefsizler daha çok gürültü yapıyordu, gürültü o kadar stres yaratıyordu ki uyumak mümkün değildi. Yeter diye bağırdım defalarca. İşe uykusuz gönderdiler. Ortak ofiste, yani proje çizen mühendisler ve teknikerler  ile beraber çalışmaya çalışıyordum. Uykusuzluktan öldüğüm için benim hakkımda konuşmaya başladılar, onlar aralarında konuşup yorum yaptıkça dikkatim dağılıyordu, konuşamıyordum. Bir yandan da eski patronum (benim için proje  çizmezsen seni mafyaya veririm diyen) Halûk Bozkurt beni telefonla arayıp yeni patronunu arayıp referans vereyim mi diye taciz ediyor ve tehtid ediyordu. Onun MPI sahibini aramasına gerek yoktu çünkü yan taraftaki aile ve üstteki sahte imam bozuntusu gürültüden öldürüyordu beni. Annem ve babam idiotça ve ısrarla inkâr ediyordu. Söylediklerimi dikkate almıyordu. MPI’da yorgunluktan ölmüş haldeyken parmağımla tam karşımdaki kamerayı işaret edince tekniker (yazılımlardan ve donanımlardan sorumlu ve patronun sağ kolu, terör örgütü alehinde konuştuğum için benden nefret ediyordu, acayip bir konu açıp beni kürt düşmanı olarak gösterdi patronun eşi önünde ve masadan kalkıp beni protesto etti. Oysa kendisi sürekli terör örgütü lehinde ve MİT alehinde, asker alehinde konuşuyordu. Beni üç haftada kovdurdu) bana kızdı. Eğer o kamera görüntülerinde ses kaydı yok ise ben yorgunluktan ölmüş ve kafası basmayan geri zekâlı gibi görüneceğim o kayıtlarda.

Ben zar zor 30 Ocak 2012 tarihinde Pramit Yapı Denetimi Ltd. Şti.’nin çete reisi olduğu ve içinde Artun Mimarlık İnşaat’ı barındıran dolandırıcı şirketler grubunun çete reisi Harun Öge’nin yönetimindeki çeteden kaçabildim. 9 Şubat 2012 tarihinde saat 15:00 civarında önce bir iş adamı aradı ve bana tanesi 5 bin TL olan 5 adet şantiye şefliği usulsüzlüğü teklif etti. Kabul etmedim. Yaklaşı yarım saat sonra Harun Hasan Öge aradı ve beni tehtid etti. Sağda solda konuşma, bildiklerini anlatma diye  uyarıda bulundu. Kendisinin emrinde olmadığımı söyleyip beni rahat bırakmasını istedim. Hemen ardından kardeşi İbrahim Öge aradı ve bana “zibidi, serseri…” v.b. hakaretler edip anama sövdü. Beni adam ettiklerini söylediği için adamlık parayla mı oluyor diye sorduğumda kendisini parası olduğunu söyledi. Ben de onun paraya  sahip olmadığını, tüm servetinin yasadışı olduğunu ve eğer dava edilirse yaptığı dolandırıcılığın iki katı kadar para cezası ödeyeceğini söyledim. O dönemde kendisine çok güvenen İbrahim Öge derin devlet adamı tavırları yapıyordu, boyunun bir yetmiş olduğunu ve yerin altında bir yetmiş daha olduğunu söylüyordu. Anama sövdüklerini ve beni tehtid ettiklerini facebook hesabımda yazdım. Çünkü Harun Hasan Öge ben ispiyoncuyu yaşatmam öldürürüm diye  konuşuyordu. Onların abisi beni sorgulamış,  fitmayla alâkası olmadığı için işgüzarlık olsun diye kardeşlerini kışkırtmıştı. Parayı dincilikten ve dine dayalı ilişkilerden götürdükleri için Osmanlı Mesciti diye bir mescitleri vardı iş hanlarında. Orada din görevlisi gibi çalışıp çalışmadığını bilmiyorum abilerinin. Yeni kiracıları çiğ köfteci de sözlü bir dalaşa girdi, kürt postası koydu. Böylece durup dururken kürtler sana ceza veriyor ayakları yapmaya başladılar. Çok yerde rahatsız ve taciz edildim. Simit sarayından börekçisine kadar bir çok yerde laf atarak huzurumu bozdular.

Aylarca evde  işsiz  kaldım ama o kadar gürültü vardı ki dayanamıyordum. Tüm komşular deli gibi gürültü yapıyordu, çocuklar hem binanın ön tarafında hem de arka tarafında deliretecek kadar  gürültü yapıyordu. Eczaneden kulak  tıkaçları aldım ama işe yaramadılar. Bir türlü kitap okuyamıyordum, mesleki bilgimi tazeleyemiyordum. Yeni bir şeyler öğrenmem imkânsız idi. Facebookta şirketteki saçma olayları ve işlenen suçları sürekli teşhir etmem nedeniyle İbrahim Öge sert kabadayı, ağır abi ayaklarını bırakmıştı. Arık entel gibi gözlük takmış, duygusal bir adam gibi konuşuyor. Ufak şeylerden alınıp üzülüyordu, duygulanıyordu. Dünya tatlısı  adam olmuştu artık ama ben halâ unutmuyordum onu “şurası benim emrimde burası benim emrimde” diye yaptığı konuşmaları ve emniyet müdürlüğünde istediği kişiyi tutuklatıp nezarete attığını, polislerin ondan emir aldığını iddia etmesini. En başından beri beraber hareket ettiklerini bilmiyordum. Ben Şenol Erdağı ile ortak arkadaşları olan karate hocasının yanına göteren Gürkan Yolaçan karate hocası ile sohbet ettirdi. ER-SA spor kulübünün karate hocası ve sahibi Şenol’un bilgisayardaki resimlerini gösterip “eğer bize haracını ödeseydin dayak yemezdin” şeklinde konuşmuştu. Bir yandan da çete bir ayağımı sakatlamıştı, ayak sürekli dizden çıkma tehlikesindeydi. Patronum Halûk Bozkurt çete reisi Harun Hasan Öge’nin emrindeydi ve ondan emir alıyordu. Yasadışı şantiye şefliği sözleşmeleri ve diğer yasadışı işler için imzamı vermezsem, yani her yere benim imzamı bana sormadan atmalarına izin vermezsem bana mühendis maaşı vermeyeceklerini söylüyordular. Bana 800TL maaş verip günde 16 saat çalıştırıyordular. Bir yandan Şenol’un iti Nuh Er beni rahatsız ediyor, dayı dayı konuşuyordu. Babamla anlaşmalı olduklarını bilmiyordum, babama kötü davranıp tehtid ettikleri için onlarla kavga etmeye kışkırtılıyordum. Biri organ nakliyle yaşıyordu, diğer babası da çolaktı. Terör estiriyordular ama bir kolu olmayan adamla ve bir kötürümle kavga etmeyi kendime yakıştıramıyordum. Zamanla aylar geçti ve gürültüler laf atmalara ve sapık sapık tehtidlere dönüştü. Yavaş yavaş kendilerini belli etmeye başladılar. Nuh Er karşıma geçip sorup sorguluyor şov yapıyor, sataşma istiyordu. Bir gün yan binada oturan ve boyu 2 metreye yakın olan komşuyu gösterip gürültüyü bu yapıyor dedi. O adam kapımın önüne oturmuştu. Açık bir şekilde kavga çıkarmaya çalışıyordular. Ama sadece o adam değil, çok sayıda komşu, kadın, erkek laf atıyordu, geceleri taciz ediyordular.

Gece iki olunca uykudan uyandırıyordular. Bir ton cinsel laf ediyordular, cinsellik dolu konuşmalar yapıyordular. Bazen savurdukları tehtidler ve ettikleri laflar cinsellikle alâkalı değildi ama beni gecenin ikisinde uyandırmaya ve bilgisayarın başında zaman geçirmeye alıştırdılar. Kafam şişiyordu, stres yaratıyordular. Stresin seviyesi artıyordu, kafam şişiyordu. Kafam taşımıyordu bu kadar stresi. Her gece beni deli edecek iftira ve hakaretlerle uyandırıyordular. Bütün sinirlerimi yıpratıyordular. Son birkaç gündür söylediklerine göre gittiğim her yerde bana sapık sapık iftiralar atmışlar. Beni burada huzursuz ettikleri için benim özel hayatımı evimin dışına çıkardılar. Burada değil uyumak, uyanıkken boş oturmak bile mümkün değildi çünkü çeneleriyle terör estiriyordular.

ASLINDA BU UYANDIRIP SİNİR ETME, SONRA DA İFTİRA ATMA SADECE BİR ADIM İDİ. BU İFTİRAYA İNANIP VURDUKLARINI SÖYLEYEN ŞEREFSİLER DE BUNLARLA İLETİŞİM İÇİNDEYDİ. İSTEDİKLERİ GÜN BENİ YARIM SAAT UYUMADAN İŞE GÖNDERİYORDULAR. SADECE BİR DEFASIN BİR GECE UYUMAMA İZİN VERDİKLERİNİ HATIRLIYORUM. O GECE UYUDUM VE TOPARLANDIM. Sabah olunca tarih 12 Aralık 2012 idi. Yani tarih 12.12.12 idi. O gün bastıra bastıra moralimi bozdular. Eve gelmek istemedim. Şantiyede kaldım gece. O gün birçok kişi için evlenme bahanesi idi. Hayatımı kaydırmıştı şerefsizler. Ama oradayken de laf attılar. Şunu yap bunu yap diye rahatsız ediyordular ben bilgisayarımın başındayken. Fema İnşat ve Tic. Ltd. Şti. ofisinde kendi bilgisayarımın başındayken beni kışkırtıp, moralimi bozup, rahatsız ettiler. Akşam 19:00 gibiydi saat. Telefonla bir kızı arayıp cinsel sohbet ettim. Çünkü artık başım şişmiş, sabrım tükenmişti. 12.12.12 tarihi de saçma bir bahaneydi.

**************************************************************************

 17 Mart 2013 Pazar

İstanbul İl Emniyet  Müdürlüğü’ne uğradım. Kapıdan içeri giremedim ama hiç kimse cesaretlenmesin. Gayrettepe Asayiş Şube’ye gittim. Son birkaç sene  hakkında sohbet ettim muhteremlerle. Sultangazi polisinin de nasıl soruşturmaları sattığını, nasıl  adice baskı uygulayıp susturduğunu, davalarda nasıl yalan soruşturmalar ve yalan bilgiler ortaya koyduğunu anlattım. Birkaç g..tveren kıronun “senin piyasadan attık” saçmalığına hiç gerek yok, onlarla işim bittiği zaman hepsi beş parasız  kalacak. O nedenle kesenin ağzını açmışlar, kimi satın alabiliyorsalar alıyorlar.

Gaziosmanpaşa 2. Asliye Ceza Mahkemesinde açmış olduğum 2008/1222 numaralı davada bir duruşmaya yalancı şahit olarak gelen ve mafya babası yapan Şenol Erdağı (Sinan Şamil Sam’ın akrabası sıfatıyla kendisine bol bol torpil yaptıran ve mahalledeki serserileri organize ederek kendisini ülkücü baba sanan Kars’lı) duruşma salonuunun önünde huzursuzluk  çıkardı. Annem ve babamla gerginlik yaşadı. Duruşma çıkışında iyice sözlü dalaşa girdiler. Bir tane uyanık da çıkıp “bunlarla uğraşma, avukatına bırak” deyince oyuna geldim ve hep avukata güvendim. Ama avukat senlerce yanlış bir savunma ve suçlama yapmış anlaşılan. Açıkça beni onaylamıyordu tazminat ve hapis cezası miktarı hakkında. Yani ters giden bir şeyler vardı her zaman. Sanırım avukatın çalışması sonucunda zavallı ruh hastasına saldırmış olacaklar, böylece mahkeme kararıyla benim vekâlet  verdiğim avukat beni deli diye damgalayıp tımarhaneyi tazminat vermekten kurtaracak. Durumu inceleyeceğim. Böyle bir durum varsa açıkça itiraz edeceğim mahkemede. Tabi ki eğer duruşmaya katılmama izin verirseler. Yani bir iki çetecinin saldırısı sonucunda tımarhane senelerce yaptığı eziyetin tazminatını ödemekten kurtulacak. 11 Nisan’da geliyorum duruşmaya. Göreceğiz. Söz hakkı istiyorum.

11 Nisan 2013 tarihinde saat 11:10′da yapılacak olan duruşmamdan önce başıma bir şey gelmesi halinde ve duruşmaya katılamam halinde sanıkların ve yalancı şahitlerin cezasız kurtulması, herhangi bir tazminat alamam durumunda Avukat Kadriye Tezcan’ı nitelikli dolandırıcılıkla suçlayacağım. “Yalancı şahidi dava edemezsin, tımarhaneyi dava edemezsin” gibi baskılarının hukuki dayanağı olup olmadığını araştırıp kendisinin sanıklar ve yalancı şahitler ile suç ortaklığı olup olmadığını araştıracağıma ve buna bağlı olarak onu dava edip etmeyeceğime karar vereceğime söz veriyorum.

Çok sayıda suni olay yaratarak bana gece gündüz zaman kaybettirdiler. 15 aydır tek bir kitap bitiremedim. Ders çalışamadım. Bilişim Eğitim Bakırköy’e gidip orada çalışmak zorunda kalıyordum çünkü evim cehennem gibiydi. Ağustos ayında aldığım AutoCAD dersinde son derece başarılıydım ancak dersin öğretmeni Murat Gündoğar sürekli alınganlık yapıyordu, “derse iki saat geç geliyorsun, dersten kaçıyorsun, derse girmiyorsun” diye bir ton iftira atıyordu. Sınıftaki öğrencilere “akıl hastanesinde yatmış, tımarhanede yatmış” diye fısıldıyordu. Hatta “senin fişini kestik” diye tehtid ediyordu kendi kendine söylene söylene. Alay ve baskıyı o kadar artırmışlardı ki ne derste ne de kafetaryada rahat yoktu. Son gittiğimde kafetaryanın işletmecisi “seni delirtmeye çalıştık” diye laf attı ama yüz yüze görüşsek yine inkâr edecek. Aslında beni delirtmeye çalışmadılar. Ben bol bol yemek yedim ve bir iftira ve taciz, hakaret curcunası  çıkardılar. Birkaç kızla birlikte benimle dalga geçmeye başladılar. Bardağı taşırdılar ve kalp spazmları  geçirmeye başladım. Ben asla kalp krizi geçirmedim, asla kalbimde bir sorun yoktu. O gün orada kalbim sıkıştı ve ölecek gibi oldum. Oradaki olay delirtme değil, cinayete teşebbüsten farksız idi. Ayrıca işe girmek zorunda kaldım. Tımarhaneden iftira ve tehtid alınca 3 gün içinde işe girdim ve bunu bilen dersin eğitmeni dersi bir iki hafta daha uzattı ve bana sertifikamı vermedi. Derste müthiş hızlı ve doğru çiziyordum.Temelim sağlamdı. Çok sayıda proje paftası hazırlamıştım. 

Dershaneye sabah 6-7 gibi gidiyordum. Tramvayda bana nefretle bakan kara bir kürt gördüm. Küfür edip karşısına geçtim. O’nu tanıyınca gülme krizi tuttu beni. Kendisi yalancı şahit Şenol Erdağ’ının akrabası Sinan Şamil Sam idi. “Şenol’u döversen karşında beni bulursun” diye posta koydu ama ben Şenol Erdağı önce emniyete ihbar etmiştim. Emniyette amir baskı uygulayıp “sen inşaat mühendisisin, senin maaşın yüksek” diye alâkasız bir  konuya girdi ve ihbarı kabul etmemek için her şeyi yaptı. Ertesi gün savcılığa gidip Şenol Erdağı hakkında ihbar dilekçesi verip O’nu yalancı şahitlikle suçladım, etrafında topladığı serserilerden ve evimin kundaklandığı gün İsmail Avcı tarafından tehtid edildiğimi yazdım. İsmail Avcı olaydan bir süre önce evime gelip kız kardeşime cinsel özgürlük vermemi  söylemişti. Ben de ona eğer anasına ve eşine cinsel özgürlük verirse anasını ve  avradını bana göndermesini söylemiştim. Zaten yan kapıdaki romene takım olarak sarkıyordu onun tayfası. Küçük yaştaki romen kızını bile rahat bırakmıyordular. Yani Şenol Erdağı ile dövüşmeye gerek yoktu. Sivil polisler evime gelip sanıklar masum çocuklar, onlar suçsuz (5 davada hırsızlık, adam yaralama gibi suçlardan yargılanıyordular) diye baskı uygulayıp sanıklar lehinde taraflı bir soruşturma yapmasaydılar Şenol topun ağzına oturmuştu.

Yarın 18 Mart 2013 Pazartesi günü Sultangazi Emniyet Müdürlüğü’ne gidip konu hakkında ihbar ve şikâyette bulunacağım. 

Şenol Erdağı hakkındaki ihbarımı almak istemeyen görevli amire dava bittiğinde bütün dava dosyasını ve soruşturmalardan sorumlu polisler iç işleri bakanlığına şikâyet edeceğimi söylemiştim. Annem orada bastıra bastıra “kanıtların yok suçlama” diye diretiyordu, en az on defa “kanıtların yok” dedi. Amirle annemin sözlerine başına kapuşonu örtmüş ve karanlıkta yüzü pek belli olmayan bir gence (15-18 yaşlarında) dinlettiler ve o konuşmalara şahit olmuş oldu. Ama 2010 tarihinde bir iftira ile zorla tımarhaneye kapattıllar. 7 günde serbest bıraktılar, ancak tımarhaneye ne şekilde kapatıldığımı anlatıp tekrar tımarhaneyi suçladığımdan dolayı bana antipsikotik yazdılar. Yani bu ilâcı zorla kullandırttıkları için istedikleri zaman beni akıllı, istedikleri zaman deli diye yazabilecektiler. Tüm hayatım onların tehtidi ve şantajı altındaydı. Annem hastaneye gelince acımasızca bastıra bastıra kavga çıkardı, doğalgaz faturasını bahane ederecek sözlü şiddetle beni kışkırttı. Bana cinnet geçirtecek kadar çok eziyet etti çenesiyle, çıldırmadım ama kavgayı doktorun penceresi önünde yaptı. Doktor Hande (ya da Handan) da bu kavgayı sordu bana. Yani her zaman bir bahane uydurdular. Annem bile bile çılgınca vurdu, iftira attı ve şantaj yaptı bana orada. Ve beni yine anneme teslim ettiler. Öyle güçlü ve pislik bir şey içirdiler ki tüm kaslarım eridi. Kocaman göbeğim oldu. Formdan düştüm. Gözlük numaram ilerledi ve günün yarısını uyuşuk geçiriyordum. Tek bir dersim olmasına rağmen okuldan zor mezun olmuştum.

Ayrıca annemin ve babamın her gün düzenli uyguladığı sözlü şiddetten ve sataşmalardan hiç söz etmeyelim. Yani bir taraftan rahat yoktu, annem ve akrabaları sürekli sorun çıkarıyordu. Bir  miras kavgası yapıyordular, 750TL miras için yüzbinlerce lirası olanlar kavga ediyordu. Bazen de mahallenin dilencisi olan ve annemin annesi, 6 zengin çocuk sahibi Zehra Güven hakkında tartışmalar çıkarıyordular. Defalarca evden kovdum ama annem kirayı ödediğini, istediği kişiyi eve alacağını söylüyordu. Eve gelen akrabaları açıkça kavgalar çıkarıyor, beni kışkırtıyor ve aşağılıyordu.

**************************************************************************

 16 Mart 2013 Cumartesi

11 Nisan 2013 saat 11:10 gibi Gaziosmanpaşa 2. Asliye Ceza Mahkemesinde açtığım davanın duruşması yapılacak. O duruşmaya şahsen katılmam çok önemli. Eğer  o durşumaya katılmazsam yanlış sonuç çıkacak. Avukatım da davayı temyiz etmemi engelleyecek şekilde bitirirse ayvayı yiyeceğim. Avukatım hiç ama hiç güvenim yok. Orada şahsen bulunacağım ve ettiği her saçma lafa itiraz edeceğim. O  duruşmada avukatım kafasına göre iş yapamayacak.

Yalancı şahidin katıldığı duruşmadan önce mahkeme salonunun önünde yalancı şahit sözlü tacizde bulundu. Annem de tepki verdi. Annemden şüphelenmiyordum. Duruşmadan sonra da soytarılık yaptılar. Bir tane dolandırıcı ayarlamışlar. Dolandırıcı geldi ve dedi ki “avukatın var, buralara gelme, bu şerefsizler kavga çıkaracak, hep  olay olacak, davayı avukatına bırak” diye. Böylece beni dolandırıp senelerce duruşmaları avukatımı bırakmama sebep oldular.

Artık davayı kendim takip edeceğim. 11 Nisan’daki duruşmaya katılacağım. Tımarhanede yanlış teşhis koyanların yani yanlış  teşhise imza atanların kanundaki cezası 1-3 yıl arası hapis. O hapis cezasını yedikten sonra meslekleri de sallantıda olur. Bir daha çalışamazlar. Ben burada yazarken tepki aldım ve son iki ayda sağda solda  laf atarak bana çok eski olayları hatırlattılar, olayın ne olduğunu  anlamamı sağladır. Bir çok şeyi de kendileri söylediler.Yani herkesin derdini daha yeni yeni anlamaya başlamıştım. Avukatımdan bile hiç şüphe etmemiştim. Karakteri bozuk, kabadayılık yapıyor sanıyordum. Ha bir de unutmadan söyleyeyim.

Dün ve önceki gün iki genç escortla buluşarak 37 yaşında bekâretimi kaybettim. Daha önce cinsel ilişkiye giremedim, şerefsizler tüm özel ve profesyonel hayatıma saldırdıkları  için. Bu yaşta bile pek başarılı  değilim yatakta. Birincisi fotomodel idi (dokunmak bile delirtiyordu), ikincisi tam bir fıstık idi (ama bana çok sert davranıyordu). İtiraf ediyorum, öyle süpermen değildim. Her iki buluşmadan önce de 9′ar tablet Nitrufull BCAA FORCE 8000 almıştım. Birincisinde iki adet Redbull enerji içeceği içtim. İkincisinde ise başbakanımızın her gün bir avuç fındık tavsiyesine uydum. :) Yine de olaya bir el atarak bitirdiler sorunu. :P

Aylarca bir sürü cinsel iftira attılar, bir sürü siyasi fahişe sarkıntılığa uğramış gibi davrandı. Telefonla bilgi bile alamıyordum bazı alışveriş yaptığım yerlerden. Sapıkça bastıra bastıra iftira atıyordular, bir tarih ya da program sorduğumda bile rahatsız olmuş gibi davranan idiotlar vardı. Sapık iftiracı fahişeleri mahkemeye bekliyorum, hamile olsal, ar bile yine gelseler. Karınlarındaki çocuklar küçük Emrah’tan daha ünlü olacak. Fema İnşaat ve Tic. A.Ş.’de daha ilk haftalarda ön muhasebeci beni deli etmişti. Sen çok duygusal bir adamsın, benimle ilgili duyguların var deyince küfür etmiştim. Çok saçma gelmişti ettiği laf ama anlamamıştım. Sapık karı telefonla bir sürü yer arayıp evli olduğunu, çocuğu olduğunu ve çok özel olduğunu, ona aşık olduğumu anlatmaya başladı. Telefon üzerine telefon, bin tane yer aradı müdürle şantiye şefinin metresi. Bin bir tane yer. Artun Mimarlık İnşaat’taki olayların benzerlerini yaratarak beni her yerde iftira atan sapık olarak göstermeye çalıştılar. Kanıtım olsa da olmasa da mahkemeye çıkacağım, iftira atan tüm fahişeleri bekliyorum. Pazartesi günü Sultangazi Emniyet Müdürlüğü’ne gidip eski patronumun emir veriyorum dediği polislerle görüşeceğim ve şikâyetçi olacağım. Milyonlarca lira dolandırıcılık yapan siyasi iş adamlarını birkaç fırsatçı iftiracı kadın cinsel organıyla kurtaramayacaklarını anlasınlar. 

**************************************************************************

                                           14 Mart 2013 Perşembe

                     Düşmanlarım beni tehtid ediyor sürekli olarak iş yerinde ve hatta evimde. Her zaman iki şeye saldırıyorlar bir parama bir de cinsel hayatıma. Sürekli olarak sözlü cinsel tacizler, cinsel iftiralar, gece gündüz cinsellik dedikoduları ile yan binalardan laf atarak sataşmalar. Diğer yönden “kürt patrona karşı geldin” diyerek sürekli olarak bir piyasadan atma çalışması. Mesleki saygınlığımı ortadan kaldıracak iftiralar, tehtidler, tacizler ve baskı, haraç.

                     Üç tane bomba patlatma uzaktan kumanda tasarımım vardı. Çıldırıp ve nefret edip bunları teröristlere mi sızdırmam gerekiyor? Bunu yapmayacağım çünkü teröristler çok çirkin, midem bulanıyor. CIA (www.cia.gov.us) sitesinden göndermek daha mantıklı. Yöntemlerden birini ASELSAN aldı benden ama diğer ikisini vermeden önce çok saygısız ve dalga geçe geçe kışkırtarak konuşmaya başladı konuştuğum uzman. Benim buluşumu çaldıysa ona şunu teklif ediyorum. Eğer buluş senin ise senden başkası bilmiyor, ben de bilmiyorum demek ki. Eğer buluş benimse ben biliyorum ve eğer hakkımı vermezsen herkes öğrenecek. O yöntemle şehrin yarısını havaya uçururlar ve hiç bir yöntem, hiç bir frekans karıştırıcı durduramaz kurulacak bomba düzeneklerini. Tüm şehrin ve hatta açık arazinin uzaktan bomba patlatma güvenliğini ortadan kaldırırım. ASELSAN hakkımı versin, terbiyesizlik etti. O tehtid dedikleri şeyin çözümü yok. Sızıntı olmasını istemiyorum. Aslında bir iki kişi biliyor, ama onlar da susacak. Diğer iki yöntemlerden birini yurt dışında gönderdim ama çok orijinal değil, önemili olmasının nedeni Türk Silâhlı Kuvvetlerinde olmamasıdır. Yani akıl edememişler. Üçüncü yöntem ise adamı savaşın kralı yapar. Hiç küçümsenecek bir şey değil. Yani birini yabancılar, diğerini birkaç önemsiz kişi, üçüncüsünü sadece ben biliyorum. Ve her üç yöntem de durdurulamaz. Şimdi bu üç yöntemin kompozisyonunu düşününüz. Üç yöntemi bir arada çalışırken düşününüz. İşte olay bu. Big Bang.

                      Son çalıştığım iş yerinde benden nefret etmelerinin ve beni ortadan kaldırmak istemelerinin nedeni firma sahibinin ismini öğrenmemdir. KİK tarafından defalarca soruşturulmuş ve çok sayıda farklı şirket ismi altında çok sayıda kamu ihalesi almış olan iş adamı Ferit Rızvanoğlu İSKİ genel müdürlüğü binası inşaatı ihalesinin şantiyesine gelmişti. Ferit Bey dedikleri firmanın gerçek sahibinin adını öğrendiğim için bana cehennemi yaşattılar. Çok canımı yaktı uykusuzluk, yıpratma ve iftiralar. Sultangazi Belediyesi İnşaatı (45-50 milyon liralık ihale) , İSKİ Genel Müdürlüğü İkinci Binası İnşaatı (48-50 milyon liralık ihale) ve başka şahıslar üzerinde gösterilmiş olan çok sayıdaki kamu ihalesi Ferit Rızvanoğlu’na ait. Çok sayıda kamu ihalesi, yani yüz milyonlarca liralarık toplam ihale geliri, alâkasız şahıslar, kürt mafyaları v.b. üzerinde gösterilmiş olsa da Ferit Rızvanoğlu  ismindeki iş adamına ait ve bu iş adamı AKP içinde Fethullahçılar ile kavga içinde, kamu ihalelerinin kim götürecek kavgası. Bir de benim gibi mübarek bir rock müzik hastası, heavy metal tutkunu istanbul büyükşehir belediyesinden Van’da yapılacak olan imam hatip öğrenci yurdunun ihalesinin şartnamelerini almıştı. Çok sofiyim yaniiii arkadaşlar. Hahahaaa….

Bugün 20 yaşındaki bir escorta bekâretimi verecektim. Kredi kartına 15 ay taksit yapıp iki saatlik ücretini verecektim ama bu bilgileri açıklamak daha seksi diye düşünüyorum. Hahaa…hahaha….Beni escort parası bulamayacak hale getiren, maaşıma saldıran patronlara kapak olsun…..Bir kapitalistin parasına saldırmak suçtur, parama saldırdılar…..Ben hiç bir sürünün, cemaatin, topluluğun koyunu  değilim, birey olarak haklarım var, haklarıma saygı istiyorum……

***************************************************************************

13 Mart 2013 Çarşamba

Senelerce dava açmak için uğraştım, her dava açtığımda kaçırıp tımarhaneye kapattılar. Bir sürü şerefsiz magadan ve ahlâksız varoş ayarlayıp bana hayatı zehir ettiler. Senelerce bitmeyen kavgalar ve stres. Korkup “yapmayın, yeter” diye yalvardığınız zaman daha çok cesaret kazanıyorlar. Babam bile bile bastıra bastıra devam ediyordu çenesiyle eziyet etmeye. Yalvarıyordum artık, demediğim şey kalmıyordu, bazen kızıp tehtid ediyordum ama beni delirtmek için sürekli karşıma geçip veya kapının arkasından “tak, tak, tak, tak, tak, tak, …….” diye konuşuyordu. Hiç susmuyordu. Saldırıp vurmamı istiyordu, öyle dövdürmeye çalışıyordu kendisini. Bir saat, iki saat, üç gün beş gün, üç hafta, dört hafta, bir ay iki ay…..işkence gibiydi. Annem ise agresif bir şekilde keçileri kaçırmış sapık gibi tehtid ediyordu. İkisi bir araya gelince nasıl bir işkence olduğunu bilemezsiniz. Kıro çetesinin saldırısına uğradığımda babam mahkemde “canım..” diye konuştu benim hakkımda. Şok oldum. Babam bana tüm hayatım boyunca asla “canım…” veya ona benzer bir sözle hitap etmemişti. Oysa ben  saldırıya uğramadan önceki günlerde yine sapık gibi saldırmaya başlamıştı. Ben kavga etmek istemiyordum, kendisi gelip sataşıyordu. P..ç arkadaşları vardı ve onlardan etkilenmişti. O saldırıdan önce babam bir gün karşıma geçip bana bıçak gösterdi. Düşününce kötü oluyorum, bir baba yapar mı bunu? Ama babam bağırdı çığırdı kendi kendisine gerginlik çıkardı ve bana bıçak çekti. “Topla o bıçağı, şimdi elinden alırım o bıçağı sana gününü gösteririm” deyince korktu ve bıçağı geri çekti. Saldırıdan sonra da sakat halimle karşıma geçip kabadayılık yaptı, “eğer istediklerini yapmazsam beni o pislik çeteye şikâyet edeceğini, dövdüreceğini” söyledi. En baştan beri beraber hareket edip beni dövdürmüş olabilirler çünkü sakat kaldım ve 5 sene onlara muhtaç yaşadım, meslek hayatım mahvoldu. Ne zaman yeni bir iş için hazırlık yapsam, ne zaman bir sınav olsa illâki beni sinirden yorgun düşürünceye kadar yıprattılar, sataştılar, uğraştılar benimle. Saatlerce bitmeyen sataşmalar ve dırdır. Saatlerce “tak, tak, tak, …..” delirtinceye kadar konuşmaya ve sataşmaya devam eden babam. Böyle babanız varsa asla baba diye hitap etmeyin, dünyada ondan büyük düşman yoktur. Karakolda babama bakmadığım için dövdüklerini söylemişler, rüşvetçi polisin dalgası buydu. Diyordu ki babana bakmıyormuşsun, oldu bitti, affet, o yüzden dövmüşler. O baba polis ayaklarını da, bana akıl veya adamlık öğretecek kıroların da gelmişini geçmişini….Ne biçim devlet bu kardeşim. Adamın okuldan mezun olmasına izin vermeyecek kadar kötü işkence yapıyorlar, kaçırıp elektriği basıyorlar, 15 sene beş parasız yaşatıp tüm ezik memurcukları rahatlatıyorlar,….bir de seni adam ettik ayakları yapıyorlar. Üstüne de namaz kılıyor musun diye soruyorlar? Arkadaşım bana karakolda değil namazımı, yediğim yemeği bile soramazsın. MHP’nin şerefsiz polisleri hayatımdan defolun, rüşvetçi melez MHP devlet dairelerinden dışarı.

Bir de sertifika programlarına devam edenlere hayati önemi olan bir tavsiyem var: Sertifika veren özel dershanelerin tavrı genellikle “sen hiç bir şey bilmiyorsun, her şeyi biz öğrettik, seni biz adam ettik, biz çok özeliz” şeklindedir. Bu tavrı sakın önemsiz bulmayınız çünkü bunun sonucu olarak kanser olabilirsiniz. AutoCAD bilgim yeterliydi ve bir inşaat mühendisi olarak bir iki kitaptan çalışarak kurstaki herkesten önce bitirdim AutoCAD eğitimimi. Ama hızlı çizme yeteneğim olduğu için ve diğerleri yeni öğrendiği için hoca bana sorun çıkarmaya başladı. Eğitimi bir iki hafta uzattı ve ben sertifikayı alamdan gittim. Nereye baksanız 6-7 ay sonra elime geçti sertifika. Sonra yabancı dil eğitimi almak istedim, herkesten 5 gün sonra yani 15 saat eğitim kabederek girdim kursa. İlk iki gün sınavın formatını tanımaya çalıştım. İngilizcen yetersiz deyip eğitimden ayırdılar. Aynı dershanenine başka bir İngilizce eğitimine katılmayacağım. Diğer öğrenciler ile aynı tarihte TOEFL sınavına gireceğim. Bir diğer nokta da şu ki toptan alışveriş yapmayınız, yani çok sayıda eğitimi bir arada satın almayınız çünkü bunların açılması aylar alıyor, açılsa bile iş ve özel nedenleriniz ile tam o tarihte gidemiyorsunuz. Yani 5-6 tane eğitim aldınız mı o kurumun 2-3 yıllık kölesi oluyorsunuz. Bir adet tarihi belli ve kesin olarak şu tarihte başlıyor dedikleri eğitimi satın alınız. Sakın aylarca senelerce sürecek bir eğitim macerasına girişmeyiniz. Tüm meslek hayatınız zarar görür. 4 sene üniversiteden sonra bir de 3 sene dershanede sürünürsünüz. Akıl var mantık var, akıllı olunuz. Kural şu: Tarihi kesin olarak ve kesin olarak belli olan tek bir eğitim. Ayrıca en pahalı yere gitmek zorunda değilsiniz. Olayı ucuza kapatın, dershaneye değil dersin hocasının kalitesine önem veriniz.

Benim davamda torpil ve rüşvetle kanıtları karartan tüm aynasızlardan şikâyetçiyim. Tüm olaylar ve kanıtlar ortadaydı. Göstere göstere baskıyla ve utanmadan kapattılar soruşturmaları. İhbarı bastıra bastıra kabul etmediler. İhbarı savcılık kanalıyla verip zorla koydum önlerine. Evime iki kürt sivil polis gönderip mahkeme ile ilgili tüm evrakları aldılar ve bastıra bastıra sanıkların tarafını tuttular. Kanıtları yok eden ve taraflı soruşturma yapan polislerin yedi sülâlesini si..eyim. Kendilerinden ve rüşvet parasını yiyen aile fertlerinden tazminat istiyorum.

Saat 17:00 gibi ALES kayıt merkezinden geldim, Ulusal Pati Bakırköy  şubesine de uğramıştım. Kapıdan girerken birkaç komşuyu çok sinirli gördüm. Hemen altımdaki dairede oturan kiracıyla hiç tanışmamıştım. Sinirleri tepesine fırlamış, hiç tanışmaya gerek duymamıştım. Dışarıdan bir kadın “seni dilenci sapık yapacaktık” diye bağırdı. Ben bunları hiç tanımıyoruma ama onları  kiralayanları merak ediyorum. Kiralayanın anasına cinsel taciz sözüm var, unutmayın bunu. Anası hazırlansın. Üzerine güzel bir şeyler giysin. Dilencilik de sapıklık da yapmadım bu yaşıma kadar ama şeriatçı o..pu ordusu böyle iftira atar dedik ya : Bunların aklı hep ya adamın cebindeki parada ya da s..kinde.

***************************************************************************

12 Mart 2013 Salı

                        Lâiklik derken hangi ülkenin veya nerenin lâikliğinden söz ediyoruz. Ülkeyi bölüp doğusunda bir KıroLand kurmak isteyenlerin lâikliği beni ilgilendirmiyor. Türkiye Cumhuriyetinin lâikliği önemli bizim için. Ülkeyi böldükten sonra lâik olsa ne yazar olmasa ne yazar.

                        TOEFL kursuna iki gün katıldım ve o eğitimi almak için yetersiz bulunduğum söylendi. Sebebi rahat tavırlarım diye düşünüyorum. TOEFL sınavı ile yeni tanışmıştım. Öğretmenin çözdüğü soruları  çözmek yerine soruların çözümünü izliyordum, kendi notlarımı alıyordum. Yetersiz değilim. O eğitimi almadan kendi kendime çalışıp diğer öğrenciler ile yaklaşık aynı tarihte gireceğim sınava ve İngilizce düzeyimi ispatlayacağım. Derste liberal takıldığım için, yani kendi kafama göre öğrendiğim için kabul edilmedim. Ayrıca iki gün boyunca projeksiyon cihazından bir şey göremedim. Sınıf çok aydınlıktı. Tahtadakileri okuyamayınca boş verdim, kendi keyfime baktım. Her gittiğim yerde her şey için yetersiz bulunmaya başladım. 50 tane proje çizdiğim AutoCAD’i biliyordum, sertifika için aldım ama sertifikayı aylar sonra alabildim. İngilizceyi lisede öğrenmiştim ve 20 yıldır konuşuyorum. TOEFL benim için sorun değil, beni rahatsız eden şerefsizler rahat bırakırsa söylediğim tarihte TOEFL sınavına giriyorum. Ayrıca ALES için ücreti yatırdım, yarın ya da Perşembe günü kaydımı yapacağım. Kayıtlar internet üzerinden olmuyor, başvuru merkezlerine gitmek gerekiyor.

***************************************************************************

11 Mart 2013 Pazartesi

Yıllarca çalışmamı engelleyenler ve bu tezgâhtan çıkar sağlayanlar hesap verecek. Cezalarını çekecekler. Birkaç rüşvetçi aynasıza güvenip bana saldıran üç kuruşluk hırsız çingene aileleri yaptıkları adilikleri siyasete veya dine bağlamasınlar. Açık şekilde vurup da kavga çıkarıp polisi çağırırız, polis bizden diye tehtid edenleri o anlaşmalı aynasızları ile aynı hapishaneye kapattıracağım. Nisan ayındaki duruşmanın sonucunu bekliyorum. İhbarımı kasıtlı olarak kabul etmek istemeyen amire dava sonuçlandığında tüm davayı iç işleri bakanlığına şikâyet edeceğimi söylemiştim. Onlar da davayı bir türlü bitirmeden tüm hayatımı kaydırdı ama benim hayatım bedavaya gitmeyecek. Öyle hayatını harcadık, masraf çıktı, biraz para verip susturacağız ayaklarını da kabul etmiyorum. O üniformaları çıkaracaksınız üzerinizden ve kodese gireceksiniz. Ben siyaset yapmak için yapmayacağım bunları ama siyasi hakaretler savurdunuz ve cevabınızı aldınız. Benim asıl merak ettiğim mesele şu: Polis kuvvetleri bu dolandırıcı aynasızları destekleyip bunu polis davasına mı çevirecekler, yoksa namus şeref var diyerek bunları hakimin önüne çıkaracaklar mı? Samimi bir şekilde itiraf edeyim ki bunların polis kuvvetleri tarafından destekleneceğine inanıyorum çünkü polis kuvvetlerinin büyük kısmı MHP tabanını oluşturuyor. MHP bir polis-memur sendikasıdır ve tüm karakollar MHP’nin emrinde. Bu durumda polis kuvvetlerinin tutacağı tarafı namus-şeref faktörü değil, siyasi militan mantık belirleyecek.

2008 yılında melez ülkücünün kıro çetesinin saldırısına uğradığımda okuldan mezun olmak üzere olan (bir ay  kalmıştı mezun olmama, onlar yüzünden okul bir buçuk sene uzadı) bir öğrenciydim. Üzerimdeki eşorfmanlar ile ekmek almaya gidiyordum. Beni delice sinir ettiler, sahip olduğum tüm değerlere laf ettiler, namusum ve şerefim hakkında ileri geri konuştular. Çok agresif bir hayat yaşattılar bana. Hiç yoktan suni kavgalar çıkardılar, şantajlar yaptılar, iftiralar attılar. Defalarca çok kaba ve sert konuştum ama başkası benim yerimde olsa sert konuşmak yerine vururdu onları. Ben hayatımı mahveden aynasızları hapise kapattıracağım günün ümidiyle yaşıyordum. Üzerime saldıkları birkaç adi köpeği döverek tutuklanmak ve bu kavgayı kaybetmek istemedim. Gece gündüz yıpratma, sinir, gelirim. Beni çok sert erkek diye gösterdiler, kabadayı diye gösterdiler. Oysa bilen bilir ki zaten korkak değildim. Onların militanları bile on 8-10 sene önceden biliyordu bunu. Ama kavga etmiyordum, kabalık yapmıyordum. Şiddet uygulamıyordum. Akşam ekmek almaya giden, 9 numara gözlükleri olan ve senelerdir parasız sürünen üniversite öğrencisini dövenler öyle iftiralar attılar ki çok tehlikeli bir kabadayı, acayip bir terörist, acayip bir polis düşmanı, hatta sarkıntıcı, cinsi sapık…… yani dünyanın en kötü adamını dövmüş olacaklar ve rüşvetçi itler büyük baba polis olacak. Böyle senaryonun anasını s..keyim. Bana bu iftiraları ata ata gençliğimi, tazeliğimi, soyumu ve ömrümü elimden alan tüm devlet memurlarının (psikiyatri doktoru, polis, …) anasına selâmımı gönderiyorum. Anaları yakında onları  Metris cezaevinde ziyarete gideceklerini anlasınlar. Böyle iftirayı da, bu ifitarayı atanın da ta a..ına koyayım. En başından beri söylediğim gibi siz ne olursanız olunuz, böyle adamlarla böyle konuşursunuz. Bunlar böyle itler.

Bana atılan iftiraları sıradan bir eğlence sanmayınız, yüzlerce iftira ile fare gibi kemire kemire yıprattılar. Gecenin ikisinde uyandırıp sabah oluncaya kadar, akşam hava karardığında yorgunluktan düşüp uyuyuncaya kadar bir sürü cinsel muhabbet, dedikodu, tehtid, iftira, bir sürü cinsel olay ile sürekli laf atarak taciz ettiler. Bu kadar  gürültü sonunda beynim uyuşmuş, kafam şişmiş ve düşünemez hale geliyordum. Bir ton iftira bir ton taciz ve 24 saat seks, siyaset, para, çete tehtidleri ve iftiraları. 15 ay boyunca kafamı becerdiler ama öz annem bile inkâr ediyordu, “bilmiyorum” diyordu, o kadar abartılı bir durum yok diyordu. Anlatamıyordum. Sonunda anladım ki beraber saldırmışlar. Arkadaşım ya, bir insanın annesi böyle yılan olabilir mi? Tüm bayanları iftiralar ile korkuttular. Beni çirkin ve vücudu geniş bir BG göçmenine razı etmeye çalıştılar. Onu facebook’ta inceledim, hiç aklıma yatacak şekilde konuşmuyordu. Etrafımdaki bir sürü sorun çıkaran insandan farklı ve artı bir pozitif özelliği yoktu. Şerefsizler bastıra bastıra beni o bayanla çiftleştirir gibi beraber olmaya zorladı. Hatta “biz çok cömertiz” diye konuşan dişi pezoya “senin 20 yaşında kızın var, sen kendi kızını kaç paraya satıyorsun” diye sormuştum. Gece gündüz seks sözlü tacizleri, çete ve polis tehtidleri, siyasi iftiralar.

Hastaneye açıkça davacı olacağımı söylediğim 25 Aralık 2011 tarihinden beri becerdiler kafamı. İnanın bana benim halimi gören davacı olmaktan korkar, çok güzel bir posta koydular tüm topluma. Bir de tüm psikiyatri doktorlarının ortak palavarası var: “Herkes memnun, bu güne kadar hiç kimse şikâyetçi olmadı”. Böyle, şikâyetçi olanları kaçırıp korkutup şikâyetçi değilim diye yalan ifadeleri zorla imzalatırsanız, “kaçırıp zorla ifade imzalatıp kurtuluyorsunuz” diyenlere binbir iftira atarak ve sağlığını bozarak yer yüzünden silerseniz tabi ki şikâyetçi biri olmaz. Şikâyetçi olması için şikâyetçi olmak isteyenleri yok etmek ve sindirmekten vazgeçmelisiniz.

Saatlerce sinirlerimi bozuyorlar, bağırıyorlar, laf atıyor ve taciz ediyorlar dışarıdan ve yan binalardan laf atarak. Çok gergin hale getiriyorlar. Böyle bir durumda annem ve babam saçma sapan bir tehtid savurup beni tahrik ediyorlar. Amaçları aile içi şiddet olayı var deyip tımarhaneye kapatmak. Saatlerce stres yaratıp yıpratıyorlar, annem ve babam her şeyi inkâr ediyorlar yüz yüze konuştuğumuz zaman. Ama saatte bir laf atıp durumu kabul edip tehtid savuruyorlar. Yüz yüze konuştuğumuz zaman inkâr ediyorlar. Aile içi şiddet vakası yaratmak için beni günlerce saatlerce geriyorlar, kışkırtıyorlar. Böylece dolandırıcı işkenceci hastaneyi haklı gösterecek bir iftira atmaya çalışıyorlar. Amaçları istedikleri zaman beni alıp götürmek. Onlar ile mümkün olduğu kadar az iletişim kurmaya ve dışarıda arkadaş bulmaya çalışıyorum. Ancak benim 20-30 gün sonra çok önemli bir dil sınavım var. Hazırlık yapıyorum. 60 gün sonra da ALES var. Yani sokakta gezemem işsiz güçsüz. Evin içi de cehennem. Beni bu hale getirenler üç kuruş rüşvet için yaptı bunu.

RÜŞVETE HAYIR

Tabi ki avukatım da çok ilginç bir eski (???) CHP’ci. Sürekli hiç bir şey alamazsın, vermezler, olmaz deyip benimle kabadayı gibi sert konuşan bir avukat. En başından beri benim avukatım mı sanıkların avukatı mı bilmiyorum. Bütün kanıtlar ortada, sağ dizim yarı yarıya sakat, kaydı mı gidiyor. Bu halimle bile adli tıp ihtisas raporuna rağmen tazminat almayan, en başından beri ilk çalıştığım ve benim 3 senemi batıran şirketteki dolandırıcının tanıdığı (veya arkadaşı, aile dostu) olan bu avukat 14 milyonluk şehirde bana piyangodan mı çıktı? Tazminat istiyorum.

***************************************************************************

10 Mart 2013 Pazar

                           Sanırım ortada bir gürültü şamata var ama bu şamata içinde eğlenmeyen tek ben varım. Olaylar o kadar basit iken komplike senaryolar uydurmak çok saçma. Senelerdir yağcılık yapıp şımarttığınız güç sahibi birkaç devlet görevlisi o kadar uzun zamandır rahat bir şekilde diktatörlük ve adilik yapmıştı ki karşılarına karakter, şahsiyet sahibi bir vatandaş çıkınca şaşırdılar. O kadar uzun zamandır popoları yalanıyordu ki normal birini görünce durumu  anormal sandılar. Onların bana yaptıklarının en önemli suçlusu çeyrek asıra yakın süredir onların poposunu yalayan yağcılar, yalakalar.

                            Biraz farklı yetiştim, çocukken sabahlara kadar kitap okudum. Dergiler, kitaplar, internet, …üniversite eğitimi derken bir şeyler kaptım bu eğitim ve kaynaklardan. İstesem de köpek gibi davranamazdım. Yalayamazdım popolarını. Ama hakaret de etmedim. Son durum ilginç tabi. Ödenmemiş kredi kartı ekstreleri gelmeye başlayacak. Bir yandan da eğitim devam ediyor. Bedenimi o kadar yıprattılar ki kiloları toparlayıp forma girsem bile sadece dış görünüşüm düzelir. Bedenimi çok yıpratıp biyolojik ömrümü kısalttılar. Tüm maganda siyasi varoşlar ve maganda memurlar rahatladı çünkü bundan sonra milyonlarca liram olsa bile bu bedenle öyle uzun süre yaşayamam. Bu rezil durumu tüm devlet görevlileri biliyordu. Ama bunu adilik düzenine baş kaldırı olarak gördüler, bastırdılar, ezdiler.

                          Beni bu hale getirenlere en büyük kazığı atacağım şimdi. İyi dinleyin. Bakın sokacağım kazığa. Ben diyorum ki: Onlar zaten gücü olmayan, savunmasız birini bitirdiler, yok ettiler. Annesi ve babası para hastası, kız kardeşi sadist birini. Yani benim gibi birine bu kazığı atmak kolay idi. Bu yüzden benim durumumu dikkate almayınız, cesur olunuz ve hakkınızı koruyunuz. Benim gibi yılmaz bir kaç kişi daha çıkarsa karşılarına artık bu işin kokusu çıkacak ortaya. Onlar rezil olacak. Ben diyorum ki eğer ananız ana gibi ise, babanız baba gibi ise, kardeşiniz canınız ise korkmayın. Beni sevdiklerim vurdu, beni sevdiklerim sattı. Size bunu yapamazlar.

                          Yaklaşırsalar on tane savcılıkta yüz tane dava açınız. Medya asla yardımcı olmaz size, sakın televizyon kanallarına gitmeyiniz. Polisi polise, savcıyı savcıya şikâyet etmeyiniz. Paranız varsa mutlaka avukat tutunuz ama avukatı da hiç tanımadan tutmayınız. Siyasi bir grubun uşağı olup olmadığını, polis gruplarının yalakası olup olmadığını araştırınız. Artık en fakir vatandaşın bile gidebileceği bir avukatı olmalıdır.

                           Barolara güvenmeyiniz, devlet görevlisi ile bir davanız olduğu zaman size bin bir bahane sunup bedava avukat vermeyecektir ama sizi sorgulayıp tüm sırlarınızı alacaktır sizden barolar. Polis açık bir şekilde saldırınca jandarmaya değil, kara kuvvetlerine (yani askeri birimlere) bilgi bırakarak kendinizi az miktarda emniyete alabilirsiniz. Askerin görevi değil sizi kurtarmak, görev alanı farklı. Ancak asker satılık değil. Hiç maaşları yüzünden yürüyüşler yapan, çocukları bedava okusun diye çocuklarını siyasi veya dini grupların hücre evlerine sokan, parası olmadığı için ağlayan, “yan cebime koy parayı” diyen bir asker gördünüz mü? Askerden yardım değil, şahitlik rica etmenizi öneririm.

                            İnsan hakları derneğine sakın gitmeyiniz, oradan kesinlikle hayır yok. İnsan hakları derneği kürtlerin ve ermenilerin devleti değil, milletimizi suçlaması için oluşturulmuş bir dernek. Türkleri korumaz, Türk hayır görmez insan hakları derneklerinden. Size İnsan Hakları Mahkemesinin adresini verdiklerinde bile o fransızca adrese hemen güvenmeyiniz. Kontrol ettirip kendiniz güvene alınız. Eğer çok beklerseniz ve herkese güvenirseniz belli bir süre sonra yurt dışına kaçıp kurtulma ihtimaliniz de ortadan kalkar.

                            Bol miktarda şahit yaratmaya çalışsanız bile o şahitler babanızın oğlu değil, inanın size ihanet etmeyi hiç ama hiç umursamazlar.  Var ya güle eğlene sırtınızdan vururlar, çok önemli, eğitimli veya ünlü kişile olsalar bile. Kanıtlarınız ve belgeleriniz resmi olsun. Şişli Cumhuriyet savcılığına verdiğim bir dilekçeyi bayan memurlar  çıkarıp yok etmişti. Savcılığın arşivi de güvenli değil. Yani siz ortadan yok olursanız, savcılıktaki dilekçeleriniz de yok olacaktır. Allah’tan başka yardımcınız yok.

                            Size tek tavsiyem haklı olduğunuzda umudunuzu kaybetmemek. Bunlar vurdukça her şeyinizi kaybedeceksiniz. Binbir iftira ile itibarınızı, uykusuz geceler ve stresli günler ile sağlınızı, geçen seneler ile aşklarınızı, bitmeyen problemler ile başa çıkmak için tüm paranızı kaybedeceksiniz. Ama bu durumda inadına yaşayın. İnadına zevk alın hayattan. Çünkü siz nefes aldığınız sürece onların şerefsizliğini gösteren kanıt olacaksınız.

                             Ne kadar MHP’ci imam varsa ben camiye girdiğim zaman kendilerini tanıtsınlar. MHP’ci imamın arkasında namaza durmam, MHP’ci polisle yemek sofrasına oturmam, MHP’ci doktora yakınımı muayene ettirmem. MHP hayatımdan dışarı, defol git. MHP’nin ne kadar münafık imamı varsa hepsini eşekler s..ksin. O memur sapık MHP’ciler ya paranızı ya da sevdiğinizi kıskanır, ya cebinizdeki paraya ya da s..kinize karışır.

****************************************************************************

9 Mart 2013 Cumartesi

                   Beni 14 aydır rahat bırakmayan, günde 20 saat sürekli bağırarak taciz eden ve rahatsız eden kadını kiralayan, aylarca kitap okumamı ve doğru dürüst uyumamı engelleyen şerefsizin anasına cinsel tacizde bulunmaya namusum ve şerefim üzerine yemin ederim. Kim olduğunu kesin belirlediğim zaman gidip anasına sokağın ortasında benimle seks yapmasını teklif edeceğim. Karısına da benimle ters ilişkide bulunmasını teklif edeceğim. Hatta vazgeçtim, etmeyeceğim. Ettim diyelim. Bu kadını kiralayıp günde 20 saat boyunca sinirlerimi bozan şerefsiz o..pu çocuğunun anasına benimle seks yapmayı teklif ediyorum.              

                    Benim tüm haklarımı gasp eden, adam kaçırma suçu işleyerek beden sağlığıma zarar veren ve beni çok sayıda stresli olaya sokarak yıpratan, ihtiyarlatan şerefsiz polis memurlarının anasına ve avradına da sarkıntılık yapacağım çünkü rüşvet olarak aldıkları paraları anaları ve avratları yiyor. Bana kaybettirdikleri paranın çok önemsiz ve küçük bir kısmını analarından ve avratlarından seks hizmeti alarak tahsil edeceğim. Polis aileleri haram para yememeyi öğrenmezse bu şehirde tüm çeteler ve tecavüzcüler polise aidatını ödeyip suç işlemeye devam edecek. Beni bu hale getiren, dalga geçe geçe kaçıran, kimliğimi çalarak beni meçhul yapmaya çalışan, eğlence olsun diye bana  silâh doğrultup korkutmaya çalışan pe…venk polis  memurlarının o..pu çocuğu olduğunu anlamak için çok zeki olmak gerekmiyor.

                     Şerefsiz Sultangazi polisi nasıl adam kaçırıyor açıklayayım. Önce söylediğim gibi yan binalardan laf atarak, kışkırtıp iftira atarak, hakaret ederek günde 20-24 saat taciz ediyorlar. Belli bir süre sonra küfür edip yeter diye bağırıyorum. Duvara vuruyorum. Şikâyetçi oluyorlar. P..ç polis hiç araştırmdan iki komşuya soruyor: “Tımarhanede yatmış deli” diyor iki üç komşu. Annem ve babam onaylıyor ve polis gelip ekip  otosuyla götürüp tımarhaneye kapatıyor. Orada tüm sağlımı ve metabolizmamı bozup uyuşuk ve çalışamaz halde aileme teslim ediyorlar. İşsiz ve parasız  yine anne ve babamın kölesi yapıyorlar. Annem ve babam da delice baskı  uyguluyor ve eziyet ediyor. Her  zamanki dalga bir kaç o..pu çocuğu komşu ayarlayıp, her şeyden habersizmiş gibi komşulara sorup mahkeme veya dava olmadan tımarhaneye kapatmak. İşte Türk polisinin asaleti bu, yankesici pe…venk dolandırıcı Sultangazi polisi  budur. Bu internet sitesinden de haberleri yokmuş gibi  davranıyorlar.

****************************************************************************

8 Mart 2013 Cuma

                      8  Mart Dünya Kadınlar günü kutlu olsun. Kadınlardan yana pek şansım olmadı. Ailem açtığım davayı sattı, bundan kesinlikle eminim. Bu şüphe falan değil. Ünlünün akrabası yalancı şahit kıro ile anlaştılar, annem ve babam ömürleri boyunca para için kavga etti. Bulara birkaç kuruş koklatınca satın aldı davayı itler. Annem ve babam beni şiddete zorlamak için yıllarca gece gündüz demeden sataşıp salakça şeyler için saatlerce ısrar edip saçmalıklar yaptılar. Annem ve babam evin içinde açıkça laf atıp bir şey yapamazsın ayakları yapıyor. Biraz önce babam “istediğin yerde öt” diye laf atıp çıktı evden.  Bu ülkede çok şerefsizlik gördünüz ama annesi ve babası tarafıdan satılan adam görmediniz. Hahhaaa….Valla ben de korkmak yerine gülmeye başladım…..

                      Avukat  ücretini onlar ödemişti,  avukat beni dinlemek yerine istediği şeye inanıyor istediği şeye inanmıyor…Ailem hakkında konuştuğumda telefonun çekmiyor, anlamıyorum dedi ve kapattı telefonu….Oysa üstün teknoloji telefonumla 4 sene sorunsuz konuştu…Telefonu  açmıyor…Yani her tarafı ve her şeyi ayarladık ayakları ile olay bitecek diye düşünenler varken bir de  bu tavırlar  üzdü beni….Kimi ayarlarsalar ayarlasalar fark etmeyecek….İstanbul Valisi affetsin ama valiyi bile ayarlasalar (böyle bir iddiam yok) yine kanun kanundur….Er ya da geç diz çökecekler hukukun önünde… İspatlamak da zor değil, hepsi birbirinin arkadaşı tanıdığı v.b… Yıllardır biribini tanıyan uyanklar çıktı bunlar…..

                      Ben Cevat Çalışkan, 2009 yılında Gaziosmanpaşa 2. Asliye Ceza Mahkemesinde benim avukatım olması için vekâlet vermiş  olduğum ve kendisi CHP’nin değişik kollarında yöneticilik yapmış olan alevi avukatımın neler yapacağını göstermek için vekâletimi almadan mahkeme kararının açıklanmasına kadar sabırla bekleyeceğim ve benim (ailemin veya başkasının değil) vekilim olarak ona verdiğim vekâleti nasıl kullandığını göstereceğim. Farkındaysanız tüm canımı, malımı ve geleceğimi  ortaya  koyuyorum. Bakın bakalım CHP’nin alevisi bu sınavdan nasıl çıkacak. Ben de merak ediyorum. Yaşasın ULUSAL…. Davayı satmamış  olsa bile seneler önce müvekkilinin güvenini kaybetmiş bir avukat olması ve müvekkilinin hiç bir  zaman yeni bir  avukat tutacak parası  olmamış olması enteresan bir durum…..Bu davanın 5 sene sürmesi benim sosyal ve ekonomik olarak tamamen ölmeme neden oldu….Şu an ne param ne de sosyal bir gücüm ve arkadaş çevrem var……Dava bittiğinde eğer bir şekilde beni ortadan kaldırmazsalar sanıklar, işlenen suç, dava süreci, kanıtlar, davada görev alanlar ve dava sürecine engel olanlar hakkında ayrıntılı bilgi vererek herkesi TEŞHİR edeceğim……Son dedikleri duruşma bu Nisan ayında……..

                      Avukatımla ilgili bir suçlama yapmıyorum, ancak istediği şeye inandığını istemediği şeye hiç araştırmaya ve düşünmeye gerek duymadan inanmadığını beyan ediyorum. Taraflı davrandığını veya davayı sattığını ispatlayamam. Avukat olarak devam edecek davanın sonuna kadar ama 2009 yılından beri sürekli pasif davrandı. Anne ve babamın yalancı şahitliğine, suç ortaklığına güvenen bir çok uyanık açıkça vurdu bana. Tek hedefim bir iki ay içinde kendi dairemi kiralamak. Aslında 10 yıldır bunun kavgasını veriyorum…..Anne, kız kardeş, avukat, sevdiğim kız derken hiç şansım olmadı kadınlardan yana….Ama tüm dünya böyle değil….:))) Benim annem de böyle değildi, sonradan oldu….Haahhaaa…..

****************************************************************************

7 Mart 2013 Perşembe

                  Herhangi bir dava açılması halinde annem, babam ve kız kardeşimi de suçlayacağım. İş yerinde rahat bırakmadılar, iftira atarız ve tutuklatırız diye tehtid ettiler. Evde rahat yoktu, ailem istediği zaman çılgınca sapıkça taciz ediyor ve kavga çıkarıyordu.  Yan binadakileri ve üst kattakileri ayarlamıştılar. Ama 15 ay geçmesine rağmen delirtemediler beni. Annem ve babam sürekli olarak Data Taveller ve Flash Disc’lerdeki kayıtları satmıştır. Eski patronum zili çaldığında “beyefendi geldi” diye içeri almıştı. Ben olaylardan habersiz olduğunu düşünerek kızmamıştım anneme ama artık ailemin bana yıllardır sapıkça saldırdığını biliyorsunuz, bir kaç kuruş koparmak için davacı olmak istediğim şerefsizlerin istediklerini yapıyorlar. Olmadık yerlerde konuşan annem bir kaç kıroyu konuşmamıza şahit yaparak evin içinde ne varsa yayılmasını sağlıyor, tımarhane ve topluma açık yerlerde sapık gibi yalanlar söyleyerek beni deli etmeye çalışıyor. Valla adamın anasına parayı yedirttikten sonra ve anası sapık olduktan sonra bir adama her iftirayı attırabilirsiniz. Olay en başından beri benim evden ayrılıp kendi dairemi kiralamamı istememden ibaretti. Ne dava açacak, ne de kira tutacak parayı bulabildim.          

                    Düşmanlarımla anlaşıp inanılmaz iftiralar attılar. Bundan da para kazandılar ama beni ortadan kaldırmadan o paraları yiyeyemeyecekler. Yıllardır sağlık durumunu bahane ederek çalışmayan, parti binalarında gezip dilenen, yardım toplayan ve devletin resmi imamı olmayan bir geri zekâlı bu iftira dalgasının bir parçası oldu. Mahalledeki kadınları yönetiyor. Hiç çalışmadığı için evde kapalı yaşamış olan bu çakma imam yan binadaki komşularla ortak hareket edip bir ton iftira attı bana. Arasıra o da laf attı. Beni kışkırtıp sürekli şov yaptı. Salak salak hareketler yapıp kavga çıkarmaya, imam ayakları yaparak beni bastırmaya, baskı uygulamaya çalıştı. Bayram namazından tutun başka bir sürü konuya kadar sürekli benimle konuşup taciz etmek için kullanıyordu, onunla muhattap olmak istemiyordum. İnternette dolandırıcılık yapmaya çalışan bir işsiz güçsüz geri zekâlı olduğunu söylediğimde hem yan binadaki ortaklarından biri hem kendisi kısa bir süre içinde işe girdi. Adamın çalışmasına vesile oldum.

                    Kapıya çıkıp sokaktaki kadınları seyerdip seyredip duruyordu, sürekli yanakları kızarıyordu karıları seyrederken. Sonunda karıları organize edip tüm karılarla konuşacak bir dalga yarattı. Ama bu iftira saldırısının emrini benim davamda yalancı şahit olarak bulunan ve beni öldüresiye döven kıroların çete reisi durumundaki melez verdi. Onun en yakın arkadaşı  ve kankası arasıra gelip çakma imamla sohbet ediyordu. Kendisi çok sayıda kıro çetesi yönetiyor ve bu kıro çetelerinin torpillerini karakolda takip ederek para kazanıyor. Bir ünlünün akrabası kendisi, ünlü bir kürt melezinin akrabası. Aynı zamanda karı kız ve haraç için adam dövme olaylarını ülkücü dava ve milliyetçilik olarak gösteren, her gece yüzlerce lirayı kumarda kaybedip ailesine 5-10TL pazar parası veren ve karşısındaki binada oturan romene abone olan bir kıro.

                      Olay şu ki hem işyeri hem ev, her yerde izole edilince korkup susacağımı sandılar. Bu namus ve özgürlük mücadelesi. Bundan vazgeçmeyeceğim. Öz oğlunu sırtından vuran kahpeyi annem olarak görmüyorum. Benim anama sövmek suç ama ben kendi anama istediğim lafı ederim. Beni deli diye gösterip para kazanan ve senelerdir hapisten kurtulan aşağılık bir babam ve annem var. Malesef kıroların çok işine geliyor bu durum.

****************************************************************************

6 Mart 2013 Çarşamba

                   Hiç merak ettiniz  mi memurların neden memur maaşı ile iş adamı kadar rahat yaşadığını. Başıma gelen olaylar sırasında gördüm ki polis ifade alırken ifadeleri etkilemeye, sizin yerinize yazmaya çalışıyor. Hatta ifadeleri çok kısa ve eksik tutmaya çalışıyor. İfadeler çok kısa olunca yoruma açık oluyor. Mahkemenin ilk duruşmasına kadar en az 6 ay geçiyor. Bu süre içinde soruşturma ya hiç yapılmıyor, ya yanlış yapılıyor, ya da eskik yapılıyor. Bu  6 ay içinde olayları çarpıtıp şikâyetçileri tehtid  edip susturuyorlar ve şahitleri ortadan kaldırıyorlar. Sonuç olarak polisler sanıkları 3-5 yıl hapisten kurtarınca inanılmaz derecede mutlu oluyor sanıklar ve bu sanıklar onlara 3-5 senelik gelirlerini bile verecek kadar seviyor polisleri.

                  Polislerin eşleri genellikle çalışmıyor, çocukları üniversite okuyor, emekli olunca birden fazla konut sahibi oluyorlar. Hatta bazıların hem yazlıkları hem de normal daireleri var. Bütün bunlar tek bir polis maaşı ile oluyor. Peki nereden geliyor bu değirmenin suyu. Tabi ki 4-8 sene süren davalardan. Mahkemeler uzayınca sanıklar 3-5 sene serbest geziyor. Tutuklanmıyorlar. Polis her zaman aynı şeyi söylüyor: “Bu olay bir defa olmuş artık. Affet, şikâyet etme, olay kapansın.” . Peki polis neden olayın kapanmasını ve sanıkların hapise girmemesini istiyor biliyor musunuz? Tabi ki sanıkların ceplerine koyacağı birkaç kuruş için. Polis çocuklarının cebindeki haşlık için. Bu yüzden çeteler 5-8 sene hapise girmeden geziyor, dosyalardaki tüm kanıtlar boşaltılıyor ve çeteler rahat rahat suç işlemeye devam ediyor. Daha çok suç daha çok müşteri anlamına geliyor karakolun veznedarı için. Bu nedenle bu “baba polis” ayaklarından nefret ediyorum. Ben öz babamdan başkasına baba demedim ve hiç bir polisin bana tavsiye vermesini veya hayatıma müdahale etmesini istemiyorum.

                    Sultangazi polisi annem ile babam arasındaki geçimsizlikten faydalanıp dolandırıcılık yaptı. Ailemin bana baskı ve sözlü şiddet uyguladığını ve ailemden ayrılmak istediğimi ancak birkaç şerefsiz aynasızın bunu sürekli engellediğini bir dilekçe ile Gaziosmanpaşa savcılığına bildirmiştim. Annem sabahın altısında odamı basıp beni çılgınca ve acımasıca taciz ediyor ve tehtid ediyordu. Gece geç saatlere kadar sürekli sapık gibi saldırıp rahatsız ediyordu. Babam çok saçma bahaneler ile, meselâ 3-5TL gibi ufak para miktarları için saatlerce bağırıyodu ve bunu evin içinde yapmıyordu. Beni kızdırmak için kapılara ve pencerelere çıkıp bağırıyordu. Kürt komşular bu durumu seviyor beni tehtid ediyordu. Mahallede ne kadar maganda varsa bana kafayı takmıştı. Kız kardeşim bir yerde ön muhasebede çalışıyordu. Akşam altı oldu mu eve gelip sapıkça saldırıyor ve bağırıyordu. Kız kardeşimin saldırgan tavırları nedeniyle kafayı yemek üzereydim. Ağzımı açtığım an her şeyi bana saldırmak ve evi ayağa kaldırmak için kullanıyordu. Kan kusturuyordu bana. Daha çocuk yaştan itibaren kafası esince bütün sokağı değil, mahalleyi ayağa kaldırcak kadar yüksek sesle bağırıp terör estiriyordu. Bağırırım, tüm mahalleyi toplarım şantajı ile sürekli olarak baskı uyguluyordu ve eziyet ediyordu bana çenesiyle. Böyle bir ortamda onu birkaç defa tehtid ettim ama onlar da biliyordu ki öz kardeşime bir şey yapmayacağımı ve böyle bir geri zekâlı için suç işlemeye değmeyeceğini. Hiç kimse bir şey demedi ama çevredeki insanlar konuşmasa da biliyordular gerçeği. O nedenle hiç kimse evlenmedi kardeşimle.  Annnem sabah akşam, babam günün değişik saatlerinde eve gelerek ve kız kardeşim de akşamları olmak üzere tüm aile üyeleri sapık gibi saldırıp beni delirtmeye çalışıyordu. Hepsinin ortak hedefi bana deli raporu çıkarttırıp annemi ve akrabalarını hapisten kurtarmaktı. Çünkü annemin sapık ablası beni sürekli taciz edip, tehtid edip kavgalar çıkarmıştı. Bu kavgalarda annem ona destek vermişti ve adam kaçırma suçu işlemiştiler. Yani hiç yoktan kavgalar çıkarıp beni tımarhaneye kapatmıştılar ve ben onları dava etmiştim. Savcılığa dilekçe vermiştim. Oysa puşt  Sultangazi polisi tüm dilekçeleri ortadan kaldırıp onların saldırılarına destek vermeye devam etti. Yani ben hayatımın 15 senesini “baba polis” ayakları yapan, yani kanunu uygulamadan s..kine göre davranan şerefsizler yüzünden kaybettim. İşin içinde ülkücü torpilleri de olunca hayatım kaydı. Bu yüzden diyorum ki benim kavgam “ülkücü  rüşvetçi ve eşkiyaları devlet dairelerinden çıkarmaktır”. Devlet memuru hiç bir siyasi veya dini grubun iti olamaz. Devlet memuru Türkiye Cumhuriyeti devletine hizmet etmek zorunda. “Ülkücüler karakoldan dışarı. Ülkücü yankesici çingene polis dolandırıcılar devlet görevinden atılsın”.

                     Anasını z..ktiğimin çocukları. Beni günde 24 saat, doğru dürüst uyku uyumama izin vermeden ve değer verdiğim her şeye saldırarak, kışkırtıp sonra da tehtid etti, küfür etti falan diye şikâyet ediyorsunuz da bu polisin hiç mi kafası çalışmıyor ki sizi dinliyor. Polis soru sormadan ve dalga geçe geçe, eğlene eğlene alıp götürüyordu beni. Hatta karakolda çok dalga geçip eğlendiler. Bunun sebebi annemin varoş ve ahlâkız köylü akrabalarını zengin eden ülkü ocaklarının parayı basmasıdır. Emniyet Müdürlüklerinde çalışan ne kadar ülkücü polis varsa hepsinin anasını avradını…..Bu olay küfür etmekten ibaret kalmayacak…Tüm ömrüm boyunca üç kuruş rüşvet için bir adamın hayatını kaydıran üç kuruşluk çingene memurları devlet dairelerinden uzaklaştırmak için siyaset yaparak geçecek……Ömrümün sonuna kadar polisin avantasını, hediyesini, rüşvetini kesmek ve polisin asil olmayan yankesici çingene olduğunu ispatlamak için çalışarak geçecek…..

                    Benim çocukluğum polis cenazeleri için ağlayarak, polisi destekleyerek geçti. Çocuktum o zaman, tüm kandırılmışlar gibi milliyetçiliğin polisçilik olduğunu sanıyordum. Aslında gerçek milliyetçiliğin hiç bir meslek grubunun köpeği olmadığını anlamak gençliğimi elimden aldı.. Milliyetçilik demek ırk olarak tüm Türklere eşit şekilde hizmet etmek ve ırk için savaşmaktır. Şu ya da bu meslek grubunun, şu ya da bu cemaatin köpeği olmak değildir. Neofaşizmin bir felsefesi olarak tüm memleket eşit  şekilde ve toplumun tüm kesimleri desteklenerek  kalkındırılmak, güçlendirilmek zorunda. Yani polis maaşını arttırıp memleketi kurtaramazsınız. En fakirinden en zenginine kadar toplumun tüm kesimlerini bir arada ve uyum içinde yönetip tüm ülkeyi güçlendirmek gerekiyor. 

                  Bu beni kışkırtıp günde 24 saat taciz, tahrik ve kışkırtma olayı basit bir olay değil. 15 senem işkence içinde geçti. Stres yüzünden çok yıprandım. Vücudumda sağlam yer kalmadı.  Gençliğim tazeliğim gitti. Bana tazminat ödeyeceksiniz şerefsizin çocukları. Gerekirse öleceğim ama tazminat hakkımdan vazgeçmeyeceğim. Türk polisi bana kaybettirdiği her kuruşu ödeyinceye kadar İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün düşmanıyım. İstanbul polisi suç işledi. Bir kapitalistin parasına saldırdı. Cezasını çekecek.                 

                   Para karşılığında şikâyet edenlerin de, o şikâyetleri kabul edenlerin de, bana devletin resmi mahkemesinde savunma hakkı vermeden yargısız infaz yapıp “ceza verdim” diyenin de anasını g..tünü s.keyim. Belli ki suçlu aynasızlar analarına sövülmesini tazminat ödeyip para vermekten daha önemsiz buluyorlar.

                    Diyeceksiniz ki bunlar bir ömür boyu eğitim görmüş bir inşaat mühendisine, yani medeeniyet mühendisine yakışmayacak küfürler. Biz medeniyetin tüm kısımlarını biliyoruz, onların medeniyeti şerefsiz hırsız çingene kabilesi medeniyeti olduğu için onlarla ancak bu şekilde iletişim kurabiliyorum. Adamına göre dil kullanıyorum yani…Hahhaaa…

****************************************************************************

5 Mart 2013 Salı

Bu devlet kürt mantığı ile hareket ediyor. Kürtler kız çocuklarının ırzına geçiyor, sonra da namusu kirlendi deyip  öldürüyorlar. Aslında tecavüzcüler de katiller de aynı kişiler. Kendi başına buyruk olan ve padişah gibi hareket eden birkaç savcıya güvenen aynasızlar çok sayıda adam kaçırma suçu işlediler. Hem işkenceye maruz kaldım, hem de işkencelerin şahidiyim. Bu durumda Türk polisinin içini dışını, tüm adiliklerini bilen biri olarak benim başarılı olmamı istemeleri imkânsız.

25 Aralık 2011 tarihinde açıkça söylediğim tımarhaneyi dava edeceğimi ve aradan bir buçuk seneye yakın zaman geçti ve hiç bir şekilde başaramadım gerekli dava hazırlığı imkânlarına sahip olmayı. O tarihten itibaren yan binalardan ve üst  katlardan laf atarak sürekli taciz ettiler beni. Annem ise sürekli rezil ve aptalca konularda idiotça ısrar edip, sapık gibi tehtid edip, dırdır yapıp benim sinirlerimi yıpratıyordu. Ne zaman bir şey okumak istesem annem ve babam çok yüksek sesle ve aptalca konular üzerinde kavga etmeye başlıyordu. Bu olaylar saatlerce sürüyordu, ta ki ben dayanamayıp onlara bağırıncaya kadar. Ben onlara bağırınca yan binalardaki sapıklar bunu üzerine alıyor ve devam ediyordular. Aralık 2011′de zır deli gibi saldrımaya başladılar ve Eylül 2012 gibi dayanamayıp onlara küfür etmeye başladım. Çok uzun süre dayandım. Bir ara da annemle dalga geçiyor gibi davrandılar evimin önünde, dalga geçen kadınlara “geceleri beni rahatsız eden ve bütün gün boyunca bağırıp taciz eden, tek satır kitap okumama izin vermeyen şerefsizlerden intikam alacağımı” söyledim.

Annem her yerde korunmaya muhtaçmış gibi davranıp sürekli zavallı kadın ayakları yaptı, oysa benim hayatımı elimden alan rüşvetçi şerefsiz aynasızlarla beraber hareket ediyordu. 15 ay cehennem gibi geçti. İnanın bana bir sayfa kitap okuyamıyorum. Sürekli dır dır yapıyor yan binalardakiler ve üst kattakiler, bana laf atıyorlar. Dalga geçiyorlar, sözlü olarak taciz ediyorlar. Gecenin ikisinde uykudan uyandırıp bana seks  muhabbeti yapıyorlar. Bir sürü dedikodu, bir sürü saçma laf…. Seks muhabbeti yapıp gecenin ikisinde benim huzurumu ve rahatımı bozuyor bu sapıklar. Bunları sağda solda anlatsam bana deli muamelesi yapacaklar.

Büyük bir tazminat vermek istemeyen tımarhane doktorları (ki tazminat vermekle kalmayacaklar, meslekten de uzaklaştırılıcaklar) annem ve birkaç komşu ile anlaşmış. 15 aydır beni yıpratıyorlar. YDS sınavına bir ay, ALES sınavına iki ay kaldı ve hazır değilim henüz. Böyle giderse doğru dürüst bir puan alamam, istediğim bir üniversitede yüksek lisans yapamam. Şerefsiz maganda Uzman Doktor Neşe Üstün’ün istediği oluyor, yani beni tehtid edip yüksek lisans okumamı engellediği 2009 senesinden bu yana giremedim yüksek lisans sınavlarına. Hiç bir zaman bir fırsat bulamadım ders çalışmak için veya para kazanmak için. Bu süre içinde Neşe Üstün dış görünüşünü düzeltmiş ama zengin çingeneye benzemiş. Beni tehtid ettiğinde iğrenç çarpık bir karıya benziyordu.

Bu süre içinde ben stres ve uykusuzluktan obez oldum, kilom çok arttı. Göğüsümde beyaz kıllar, sakalımda aklar çıktı. Senelerce tam gaz vurdular. Annem ve babam çevremdeki insanları rahatsız ederek benim tüm sosyal ilişkilerimi bozdular. Evde bütün gün yatan ve hiç ders çalışmayan, işsiz, tembel bir adam olarak göstermeye çalıştılar beni. İnanın beni birkaç hafta rahat bıraksalar geçemeyeceğim sınav yok.

Beni bu hale getiren aynasız şerefsizlere tek bir şey söyleyeceğim. Bana kaybettirdikleri her kuruş çocuklarının kefen parası olsun.

**************************************************************

4 Mart 2013 Pazartesi

Ben bu ülkenin vatandaşı olduğumdan beri, yani 12 yaşımdan beri hep bilirdim Müslüm Güres’i. Yemin ederim ki çok denedim onun müziğini sevmeyi, daha eski bantlı teyipler varken teyip kasetlerini alıp dinlemeye çalıştım. Ama sevemedim müziğini. Ama Müslüm Gürses’e her zaman sempati duydum. Onu dinleyenleri de sevemedim bazen, toplumun huruzunu bozan gençler seviyor onu diye düşünüyordum. Ama var ya, Onu sevenler deli gibi seviyordu, yüzbinler aşıktı  ona. O da benim günlük hayatımda bir çok espiri için malzeme oldu. Ama asla nefret etmedim, asla kızmadım, asla soğuk değildim Müslüm Gürses’e karşı. O bu memleketin Müslüm Babası idi. Müslüm Baba deyince herkesin aklına aynı şey geliyordu. Ben öz babamdan başkasına baba demedim ömrüm boyunca. Ama Müslüm Gürses’in babalığına hasta milyonlarca insan var. Bügün memleketin Müslüm Babasını uğurluyoruz son yolculuğuna. Arabesk dinleyenlerin ve dinlemeyenlerin başı sağ olsun. Allah’tan Rahmet dilerim. 

********************************************************************

3 Mart 2013 Pazar

Gökçe Fırat ÇulhaoğluUlusal Sol İdeoloji’nin piyasaya yeni çıkan kitabı. 50 bin adet basılmış. Kitap kapağının üzerine tıklayarak kitabı satın alabileceğiniz linke ulaşabilirsiniz.

Yoğun mesleki eğitim çalışmalarım ve henüz bitirmemiş olduğum “Ulusal Sol İdeoloji” kitabım nedeniyle henüz satın almayacağım bu kitabı ancak kitabı iyi bilenler çok güncel bilgilere sahip önemli bir kaynak olduğunu söylüyorlar. Bu  kitap mutlaka kütüphanemde yer alacak.

Kapitalist felsefeye sahip milliyetçi olmama rağmen bugün Türk Milliyetçiliği’nin en iyi temsilcisi olan Ulusal Sol’dan başka alternatif yok. Diğer sözde milliyetçi gruplar  belli bir meslek grubunu veya belli bir topluluğu temsil ediyorlar. Halkın tamamına ulaşmıyorlar, halkın tamamına hitap etmiyorlar, fakirlerin sosyal haklarını koruma görevini sadaka dağıtmaktan itibaren sanıyorlar.

 

**************************************************************

2 Mart 2013 Cumartesi

Daha önce sanal ortamda, başıma gelen tüm olaylar sırasında söylediğim bir şey var. Bir çok şeyi baksı ve tehtidle söylettiler. İş yerimden tutun akıl hastanesine kadar baskı ve dolandırıcılıkla söylettiler bir çok şeyi. Bu nedenle “şunu kabul etti, bunu kabul etti, bunu onayladı, şunu onayladı” diye lafları asla kabul etmedim ve her zaman şunu söyledim: “Özgür irademle konuşabileceğim, tehtid ve baskı altında olmadığım bir yerde her şeyi açıkça anlatacağım”. Yani Tımarhane ve kürtçülerin yönetiminde olan şirketlerde bana baskıyla, susturarak, korkutarak kabul ettirdikleri söyledikleri şeyleri her zaman yalanlıyorum, ve doğrulamıyorum.

Bir örnek olarak 14 Eylül 2012 tarihindeki tımarhane kontrolünü gösterebilirim. Bu kontrolde doktor açıkça beni tanıdığını söyleyip tehtid etti ve meslek hayatımı elimden almaya kalkıştı. Annem karşı çıkmadığı gibi daha sonra bu  olayı destekleyecek evrakları bana imzalatmaya çalıştı, beni kandıramadı. Bir sonrakii muayenede o kadar kavga ve gürültü sonra bir tane doktor teşhisi çalışmama müsade edecek şekilde değiştirip kibar ve terbiyeli konuşup, iyi doktor rolü  yaptı. Anneme daha önce başıma gelmiş olan çete muhabbettini açtırdı. Annem tehtidler hakkında bilgi verip duygu sömürüsü yapınca annesini koruyan adam durumuna düştüm. Böylece doktor beni dolandırıp annesine seven, koruyan ve teşhisi kabul eden hasta olarak göstermeye çalıştı. O teşhisi onaylamadım, çalışmak için verilen fırsatı kullandım. Anneme gelince, her zaman  tam destek verdi, tren istasyonunda “kabul etmedim” kavgasını yaptık herkesin önünde oradan ayrıldıktan yarım saat sonra. Yani güzel konuşan bir doktor ve bastıra bastıra anne baskısı uygulayan bir kadınla işi bitirmeye çalıştılar. Size şunu söylüyorum, psikiyatri doktorları insanların davranışlarını ve düşünce sistemini iyi bildikleri için insanları çok kolay dolandırıyorlar. Yani bunlar tam anlamıyla dolandırıcılık yapabiliyor.

İş yerinde patronların metresleri ve kabadayıları da “şunu kabul ettin, bunu kabul ettin, sen şusun busun” diye bastıra bastıra kabul ettirmeye, iftira atamaya çalıştıklarında iş yerinde büyük kavgaları önlemek amacıyla fazla sesimi çıkarmadım ama aynı dönemde sosyal medyada rahat konuşabileceğim bir yerde o metres, kabadayı, serseri, dolandırıcı doktor ve dolandırıcı memur sürüsünün kabul etti dediklerini yalanlayacağımı, gerçeği söyleyeceğimi anlatmıştım. Yani bunların derdi şunu kabul etti bunu kabul etti deyip beni yaptıkları tüm şerefsizliklere razı göstermek. Ben ölene kadar bu yolda yürüyeceğim. Asla kabul etmeyeceğim birkaç dolandırıcı yankesici aynasızın zevki için gençliğimin, özel hayatımın ve meslek hayatımın elinden gitmiş olmasını. Bana tek kuruş kaybettirmiş olan her aynasınızın anasını avradını yedi sülâlesini ve bunlara destek veren savcılarının gelmişini geçmişini…… Bu savcıları Cumhuriyet savcısı olarak adlandırmıyorum çünkü onlar kanunlara uyarak ve görevleri gereği verilen yetkiler sınırları içinde kalarak işlemediler bu suçları. Onlar olsa olsa sulukule savcısıdır ya da olsa olsa polislerin babasıdır. Ama onlar cumhuriyet savcısı değil. Babanın savcı, babanın piçinin görevini kötüye kullanan polis, polisin sevgilisi görevini kötüye kullanan devlet memuru fahişe psikiyatri uzmanı olduğu bir aile tüm İstanbul’da rahat ve kaygısızca suç işliyor.

*************************************************************

1 Mart 2013 Cuma

Bugün Enerji Kimlik Belgesi kursunu başarıyla tamamlamış olduğumu öğrendim. Ortam güzeldi, eğitimli kişilerle bir arada olmak güzel bir şey, zevkliydi kurs. Sapık komşular gece gündüz taciz etti, laf attı. Evde çalışamadım, kursta bir iki saat notları inceledim ve sınavı geçtim. Herkese tavsiye ederim İMO İstanbul’un EKB kursunu. Eğer o kursa  giderseniz benden farklı olarak göremeyeceğiniz iki şey var: Müthiş güzel bir şey ve müthiş ihtiyar, geri zekâlı, çirkin bir  şey.

************************************************************** 

25 Şubat 2013 Pazartesi

Sene 2009, tımarhanedeki kontrollerden birine gittim yine. Tehtid ve şantajla kontrole çağırıyordular. Bana saldırıp öldüresiye döven çete sağ ayağımı sakatlamıştı, 2009 yazındaki ilk duruşmada çok kilo almıştım ve formdan düşmüştüm doğru dürüst yürüyüp gezemediğim için. Birkaç ay içinde toparladım dış görünüşümü. Param yoktu, ucuz ama şık giyiniyordum, kıyafetlerim sade ama güzeldi. Kontrole gittiğimde beni Uzman Doktor Neşe Üstün ve asistanı muayene etti. Dış görünüşüme şöyle bir bakıp benimle alay etemeye, “30 yaşına kadar üniversite okunur mu” deyip dalga geçmeye başladı asistan. Okuldan mezun olamamamın nedeni şerefsiz asistan ve uzman doktor itlerin beni sürekli sınav zamanlarında tımarhaneye kapatması veya ağır ilâç yazması idi ve bunu onlara söyledim. Asistan ve uzman doktor çok iğrenç görünüyordu, kıyafetleri sanki pazardan alınmış ve eskimiş, iğrenç görünüyordu. Onları başka yerde görseniz doktor olduklarına inanmazdınız. Bana düşmanca davranmalarının nedeninin kendi dış görünüşlerinden kaynaklandığını söyledim. Onlar düzgün dış görünüşe sahip hastalardan nefret ediyordu, hastaneye gelip de düzgün görünüşe sahip olan hasta hiç ama hiç yoktu. Tüm hastaları işsizlik, işsizlikten kaynaklanan fakirlik ve buna bağlı kötü beslenme nedeniyle ortalamanın altında bir görünüşe sahipti ve beni zaten 10 yıldan fazla zorla ve işkence yıpratmıştılar, sağlıklı ve şık görünmem  onların işine gelmiyordu.

İlâç dozunu ağırlaştırıp bir iki ay sonra tekrar tehtidle kontrole gelmemi istediler. Kontrole gittiğimde sıra bana geldiğinde doktor Çiğdem Küçükali hazır bekliyordu, beni olması gereken poliklinikte muayene etmedi.Yan taraftaki polikliniğe aldı ve diğer bayan doktor arkadaşı ile birlikte sorgulamaya başladı. Tüm hayatımla, özellikle de cinsel hayatımla ilgili bir ton soru sordu. Ülkücülerin beni nasıl oraya getirdiklerini, olayın nasıl başladığını ve hastanenin hayatımını nasıl elimden aldığını bir daha anlattım onlara. Açıkça söyledim savcının ve sanık polislerin poposunu yalamak için gençliğimin en önemli yıllarını elimden aldıklarını. Bu ülkede şerefsiz ülkücü polis denilen bir aşağılık sürü var ki bu sürü köpek gibi saldırıp istediği zaman namusuna leke sürüyor, istediği zaman tüm paranı batırıyor, istediği zaman işkence yapıyor, istediği zaman sağlığını elinden alıyor. Her zamanki gibi baştan anlattım tüm olayları ve başhekimlerinin de ülkücü olduğunu, bu nedenle kanundan ve polisten korkmadan hastanede çok kolay işkence yaptıklarını, istedikleri kişiyi kaçırıp hastaneye kanunsuz bir şekilde kapattıklarını anlattım. Benim gençliğimi elimden alan tüm doktorların anasına avradına sövdüm.

Doktor Çiğdem Küçükali bu doktorların anasına küfür etmemi cinsel isteğe bağlamak için bir ton cinsellik sorusu sordu. Pozisyonlar ve penisimle ilgili bir ton saçmalık sordu bana. (O sırada birkaç yıl önce özel psikoloğumun neleri  çekeci bulduğumu sorması ve bir sonraki seanslardan birinde fileli çorap ve mini etek giyip gelmesini, seans sırasında durup dururken yüzüme bakıp “burada yaparsak bağırırım” diye konuştuğunu hatırladım. Bunu psikolojik bir test olarak algılamamıştım çünkü kadın benim zevkime uygun giyinip de gelmişti). Beni ömür boyu serbest bırakmayacakları belli idi. Her şeyi yüzlerine söyledim. Konunun kapanmasını istemedim. Çiğdem Küçükali’nin e-mail adresini de bulup hastane dışında onunla konuşabilmek için iletişim kurmaya çalıştım. Çünkü o MHP işkence merkezinden kurtuluş yoktu. Dışarıda konuşup hayatımı kurtarmak için bir yol aradım. Başhekim yardımcısının kürt köfteci akrabası  zaten yıllardır bana düşmandı, bu e-posta olayını öğrenince hastaneye iletti ve 2010 yılında bu e-posta olayını bahane edip hastaneye kapattılar. Çiğdem Küçükali ile anlaşıp başhekimin dosyama yazı yazıp benim özgürlüğümü  elimden  almalarını sağladılar. Beni 7 gün içeride psikopatların arasında tutarak beni ömür boyu savunmasız bırakacak bir iftira attılar. Bu teşhise dayanarak  beni dolandırmaya çalışanlar yıllarca tehtid,  şantaj,  hırsızlık, haraç talebi, ırza ve namusa saldırı, aşağılama ve hakaret gibi eylemlerde bulunarak beni kışkırttılar. Bu yollarla bana  ettirdikleri birkaç küfürü ve beni soktukları sinirli halleri bahane ederek ömür  boyu tımarhaneye kapatma, hukuki kimliğimi elimden alma, meslek hayatımı ve mesleki ehliyetimi elimden alacak tımarhane  teşhisi  koydurmak, tehlikeli deli teşhisi koydurmak ve özgürlüğümü elimden almak gibi tehtidler savurdular, özel hayatıma müdahale ederek şantajlar yaptılar. Tehtid veya küfürden şikâyetçi  olanlar varsa hayatıma hiç girmeseydiler. Ben sadece sevdiğim kişilerle iletişim içindeyim, zorla hayatıma girip tüm haklarıma tecavüz edenler bir hak talep edemezler. Bir diğer önemli  nokta da şu ki öğrenci olduğum yıllarda beni derslerimden ve üniversite eğitimimden ayırmak için sürekli olarak vasıfsız işlerde (hamallık,..v.b.) çalışmaya zorlayanlar bugün tam tersini yapıyorlar, benim mühendis olarak çalışmamı  engellemeye çalışıyorlar. “Tembellik yapıyor, çalışmıyor” diye bir iftirayı ders çalışmamı ve sınavları geçmemi engellemek için kullandılar. Mühendis olunca da “hasta olduğumu ve çalışmamam gerektiğini” söylemeye başladılar.

Aslında olay basit. Devletin savcısını şikâyet ettiğim için tımarhaneye kapatıp susturmaya çalıştılar, tımarhaneyi şikâyet ettiğim için özgürlüğümü  elimden aldılar, ailemle anlaşarak (veya ailemi tehtid ederek) benim tüm hayatımı  baskı ve kontrol altında tuttular. Ne iş bulabildim, ne de eğitim görebildim doğru dürüst.  Ne param var ne de kariyerim. Ve bunların suçlusu Türkiye Cumhuriyeti devleti değil. Bunu  suçlusu devletin değişik kurumlarında görev alan ve bu görevleri kötüye kullanan şerefsiz devlet memuru çeteleridir. Hangi devlet kurumu veya dairesinde işim olsa memur çeteleri çılgınca ve şerefsizce vuruyor. Çünkü ben Türkiye Cumhuriyeti devleti içinde kurulan devlete, yani memur saltanatına karşıyım. En başından beri asla siyasetle uğraşmak veya bir davanın adamı olmak gibi bir hedefim yoktu, ben var olmak ve ölürsem boşu boşuna ölmemek için kendi savaşımı verdim. Yorgun düşüp yere yığılıncaya  kadar  yürümeye devam edeceğim. 

***************************************************************

21 Şubat 2013 Perşembe

Bugünkü  yazıyı yazmamın nedenlerden biri belki de annemin işsizliğimin tam 20. gününde yine sataşmaya ve bahaneler uydurup huzurumu bozmaya başlamasıdır. Beni işsiz bırakıp  annemin üzerimdeki gücünü şantaj malzemesi olarak kullanan, benim söylediklerimi değil de sadece annemin söylediklerini dikkate alan ve beni onun kölesin durumuna düşürüp açıkça ve isteyerek yıpratan hastane senede üç aydan fazla çalışmamı engeliyordu, girdiğim işlerde “hastanenin gücünü gösteriyoruz” mantığı ile sorunlar çıkaran çalışanlar oluyordu. Evden ayrılmam hanlinde sokakta kalacağım, yine işkenceci piç MHP tımarhanesinin eline düşecektim. Evde kalırsam da annem bana bakan ve bu yaşıma kadar para veren kadın olacaktı. Senelerce birkaç ekmek parası kadar para verip, bir işe girmemi ve okulumu bitirmemi engellediler. Annem ve köylü çingene akrabaları bana sürekli karışıp, yıpratıp iftira attılar. Bir zamanlar üstündeki kıyafetler dilenciler ile aynı olan annemin sülâlesini zengin ettiler. Tüm MHP torpilleri onlar için çalıştı. Bu nedenle annem tüm sülâlesi ile birlikte vuruyordu bana, hastane de bunun devamı için sürekli olarak eğitimime zarar veriyordu, okul bitmiyordu, işe giremiyordum, binbir tehtid ve işkence ile 20 yıllık çürümüş mobilyaların olduğu bir odada hapis yaşıyordum. Üzerimde doğru dürüst kıyafet yoktu, arkadaşlarım yoktu maddi durumum yüzünden. Bir okul arkadaşım büyüklük gösterip birkaç defa görüştü benimle, onun dışında benim hayatım tam bir cehennem idi. Şimdi yine o günlere dönüyoruz. Bu günlerde eğitim gördüğüm için iş aramıyorum ama annem yine ekonomik gücü elinde tutuyor, kavga çıkarmak ve sapıkça saldırmak için yine dilini ve dişlerini sivriltti. Birkaç güne kalmaz yine fırtınalar, kavgalar çıkarır.

25 Aralık 2011 tarihinde hastaneyi dava edeceğimi söylediğim günden itibaren çok şey değişti. Meselâ ondan sonraki kontrolde Uzman Doktor Neşe Üstün ile görüşüp tekrar ve tekrar (yıllardır  her şeyi söylüyordum yüzlerine) anlattıktan sonra annem ve babam biraz daha uslu durmaya ve beni acınacak bir standartta yaşamaya zorlamamaya başladılar. Onun yerine yan binalardaki bir iki şerefsiz komşuyu ayarladılar. Annem ve babam zavallı, fakir, ihtiyar tavırlarına başladı, onların yerine kiraladıkları komşular benim uyumamı ve ders çalışmamı 14 ay boyunca engellediler. Bazen açık bir şekilde tehtid ettiler, bazen eşyaları vurdular, bazen duvara vurdular, bazen de eski patronlarım, ülkü ocakları veya nurcular adına bana saldırdıklarını söylediler. Bu ülkede böyle üçkâğıtçı çingene yankesici polisler varken ve bu yankesici polisler şikâyet trafiğini ceplerini dolduracak şekilde yönetirken birinin güvende kalması imkânsız. Polis istediği şikâyeti ele alır istemediğini almaz, paralı bir kıro karakolda özel ve önemli bir müşteri tavırları ile sizi nezarete kapattırabilir, sizin hakkınızda yalan rapor hazırlatabilir, hatta işkece yaptırabilir. Yani parayı basan polise her istediğini yaptırır. Tabi ki MHP selâmı ile gelirseniz polis için çingene kabilesinin oluşturduğu aileden birisiniz, polisin başını üstünde yeriniz var. Özet olarak böyle polis varken emniyete gitmek zordu, imkânsızdı. Bana çeneleriyle işkence yaptılar bir iki sene boyunca, uyumak ve sağlıklı kalmak zor idi. Sonuç itibariyle birkaç maganda kıro komşunun işkencesi ile yıpranmış görünmemi, tımarhanedeki şerefsizlikleri ve bana yapılan kimyasal işkencenin gizlenmesini, ispatlanamaz hale gelmesini istediler. Bu uykusuz ve yorgun bırakma işlerine bir de son işimde şantiye şefi, müdür ve metreslerinin tüm çalışanları kışkırtması, beni yorgunluktan öldürecek şekilde aylarca çalıştırmasını da eklersek “hastaneye savunma hazırladık” palavrası ortaya çıkıyor. Yani kıskaca alıyorlar, “istediğimiz zaman seni kaçırıp kapattırırız hastaneye, mesleğini elinden alacağız, tehlikeli deli iftirası atıp ömür boyu özgürlüğünü elinden alacağız…. ” gibi şantajlar ve baskı  ile istediklerini imzalatmaya çalışan, yorgunluktan öldürüp bedenim çökerten dolandırıcılar “çok asil  bir sözde görev” olan hastaneyi temize çıkarma, devletin namusunu kurtarma palavrasını atıyorlar. Böylece hastanedeki çalışanların işkence ve adam yaralama, adam kaçırma ve gasp gibi suçların tazminatını ödemelerini engellemiş oluyorlar, başıma gelen her şeyin kiraladıkları birkaç aç köpek ve fahişenin eseri olarak gösteriyorlar. Böyle dolandırıcı memurları, çingene yankesici gibi evrak oyunu oynayıp davaların kaderini değişteren üçkâğıtçı polisleri düşünüyorum da tüm dünyaya adalet dağıtacağız palavrası midemi bulandırıyor. Bu hırsız, yankesici, tecavüzcü, sarkıntıcı, rüşvetçi, işkenceci sürüsünün emrine daha çok insan girsin diye dünyaya saldırmayı, başka ülkeleri ele geçirmeyi hedefleyen bir politikaya destek vermemi beklemesin hiç kimse. Ben sadece ve sadece misak-ı milli sınırları içinde olan ve Atatürk’ün belirtmiş olan toprakları istiyorum. Ama tüm dünyayı ele geçirip (aklı olan buna güler, değil dünyayı ele geçirmek, ülke sınırını bile vize almadan geçmek mümkün değil…) bu çingene yankesici devlet memuru sürüsüne vermek nedir, bir tür şaka mı?

Şu an durum pek parlak görünmese de bazı şeyleri ortaya koymuş olmanın mutluluğunu ve rahatılığını yaşıyorum. Herkes gördü ki Türkiye Cumhuriyeti’nde bir memur saltanatı var. İsteyen memur istediği vatandaşa iftira atıyor ve hakaret savuruyor. MHP tabanı da bu işkenceci hırsız yankesici çingene memur takımının fedailiğini yapıyor. MHP dediğimiz zaten kamu çalışanlarının yakınları ve kamudaki taşeron firmalarda çalışanların yakınlarıdır. Hepsinin derdi memur maaşları ve rahatça suç işleme ayrıcalığıdır. Birkaç fakir işkence görünce tüm dünyanın Türk olacağına inanan veya Avrupa’yı ele geçireceğimizi sanan sapık zihniyetli şempanzelerin kafa tasının içine edeyim. Tam aksine dünya çekinir, korkar ve tiksinir bizden böyle haksızlıklar olduğu sürece.

25 Aralık 2011 tarihinde CHP belediye meclis üyesi patronumun isteği üzerine akıl hastanesindeki doktor benim ömür boyu tedavi göreceğimi söyledi ve işsiz, parasız, yeşil kart ile yaşayacağımı söyledi. Yani ömür boyu aç kalacağına kürtçü chp’ci patronun verdiği üç kuruşa razı ol demek istedi ve o pekaka piçinin söylediği şeyleri aynı şekilde tekrarladı. Bunun üzerine doktora yetkiyi verenlere sövdüm ve o bayan doktora 6-7 şekilde o..pu dedim. Türk vatandaşlığından çıkmayı bile kabul ettiğimi söyledim çünkü üç beş şerefsiz tamamen keyfi olarak vatandaşlık haklarımı elimden almaya kalktı. Bana hiç bir hak tanımayan devletin vatandaşı olmam söz konusu değil. Bunu üzerine doktor beni baştan çıkarmaya, cinsel sorular sormaya ve sempatimi kazanmaya çalıştı. Espiri ve duygu sömürüsü yaptı, bana sarktığı için kızdım. Onunla yatmayacağımı ama isterse masanın üzerine yatmasını, ona sandalyenin ayağını sokacağımı söyledim. Her şeye rağmen orada kapattı konuyu ve bir dahaki kontrolü beklediler.

Ondan sonraki kontrolde olayın suçlularından Uzman Dr. Neşe Üstün hemen 5 dakikada tamam deyip göndermeye çalıştı ama ben beni ömür esaretle tehtid ettikleri için konuyu açtım. Beni çok uzun sorguladıktan sonra hassas olduğum noktaları belirledi ve o noktalara uygun şekilde saldırdı. Beni küfür ettirdi. 14 sene işkence gördükten sonra bana “sen kendini devlet için feda eden insansın” şeklinde konuştu. Bu durumda kim olsa küfür eder. Birkaç memur p..çinin suçlarını örtpas etmek, birkaç torpilli resmi p..ç ceza almasın diye benim hayatımı harcamak devlete hizmet etmek değildir. Rüşvetçi ve işkenceci p..ç memur çetelerine hizmet etmektir. Bu nedenle açıkça herşeyi tekrar ve tekrar anlattım kadına. O şeyleri zaten 14 senedir açıkça söylüyordum yüzlerine. Ama benim sağlığımı yine bozacaklarını, keyfi olarak ilâç yazdılarını ve metabolizmamı yıprattıklarını tekrar açık bir şekilde ortaya koydular ve İstanbul’da polisin üç kuruşluk yan kesici ve işkenceci olduğunu bildiğim için çaresiz gösterdi beni. Bu olayları savcısından jandarmasından, emniyetinden valiliğine kadar herkes biliyor. Ama tek bildikleri var, bu vatandaş yüzlerce suçlu memura karşı duramaz, kurtlamaz. İstedikleri gibi adamı alıp götüren, kanun tanımayan, kendi anayasasını saymayan bir yerel yönetim ve güvenlik birimi var İstanbul’da. O günden sonraki kontrollere solcu doktorlar denk geldi. Sadece bir tane doktor iyi kalpli milliyetçiyi oynadı, diğerleri solcu görünümünde eziyet etti. Bunun nedeni “üniversite,hastane ve karakolda, her yerde suçluların ülkücü olması ve ülkücülerin keyfi bir şekilde hayatımın ırzına geçmiş olduğunu” söylememdir. Birden bir solcu baskı ve iyi kalpli milliyetçi doktor çıktı karşıma. Analarını sevsinler. Yani sürekli kışkırtma, baskı, hakaret ve alay ile beni kışkırtıp, strese sokup yıprattılar.

İş hayatımda da rahat bırakmadılar. Her gittiğim iş yerinde kavga çıkardılar. İtiraz edince KCK gibi hareket eden yöneticiler bana açıkça yalan söyleyen deli muamelesi yaptı. Kılıçdaroğlu KCK’sı istanbulun her yerine yerleşmiş. Başka terörist örgüte gerek yok. Her yerde karşınıza çıkıyorlar. Yani hastaneyi kurtarıyoruz, devletin adını temize çıkarıyor gibi uyduruk palavralarla ile bir sürü suçlu memurun ceza almasını, hapise girmesini ve tazmina ödemesini engellediler. Bu tazminat sıradan vatandaşın cebinden değil, suçlu ve işkenceci itlerin cebinden çıkacak. Neden şerefsizleri zengin ediyorsunuz. Daha çok cesaret kazanıp bir gün sizin çocuklarınızın hayatını da becersinler diye mi?

******************************************************************

16 Şubat 2013 Cumartesi

Tatil

***************************************************************************

14 Şubat 2013 Perşembe

  • Genel bir durum değerlendirmesi yapacak olursak:

  • 1. Adam yaralama davası açmıştım ancak şikâyet dilekçesini vermiş olduğum Kasım 2008′den beri devam eden bu dava bir türlü sonuçlanmadı. Avukatımdan vekâletimi almayacağım, görevine devam edecek. İmzalattığı sözleşmede beni koruyan tek madde yoktu, tüm maddeler sadece sadece avukatın yararına idi. Avukatla sözleşme imzalarken dikkati olunuz. Dava 2008′den beri sonuçlanmadı, oysa kanıt ve olaylar ortadaydı. Hukukçu olmasam da bir dava için çok uzun ve beni yıpratan bir süre olduğunu anlamamam mümkün değil. Son duruşma Nisan’da görünüyor ama bundan sonraki davalarda tercihim başka avukatlardan yana olacak. Ulusal görüşe bağlı olan ve CHP üyesi veya destekçisi olmayan bir avukat arıyorum gerektiği zaman ücreti karşılığında danışmak için.

  • 2. Bugün sevgililer günü… Bu yaşıma kadar hiç sevgiler günü kutlamadım… Çünkü hiç sevgilim olmadı… Sevgilim olsaydı senenin bir günü değil, her gün bayram olacaktı…Parası olmayan adam sevilmez, belli yaştan sonra para da fayda etmez….

  • 3. ASELSAN’ı aradığımda bir tane tespitimi söylemiştim ve ülke güvenliği için tehtid unsuru olan bir bilgi verdiğimi, bu bilgiyi değerlendirip üzerinde çalışacaklarını söylediler. Ama daha önce bulduğum iki adet yöntem daha var, onlara anlatmadan orijinal veya önemli olup olmadıklarını bilemem. Ama önemli olsun veya olmasın anlatmamaya karar verdim çünkü bilgiyi aldılar ama beni hiç önemsemediklerini anladım. Oturup kafayı patlatıp, günlerce kafa yorup onlar için angarya çalışamam. Onlar zaten bu konunun uzmanı ve bunun için maaş alıyorlar. Kendi mesleğime yöneleceğim. Elimdeki iki yöntemden birinde sızıntı olmuştu, biri biliyor. Ama diğeri var ya, ortalığı toz duman eder. ASELSAN’a bilgi vermek beni daha saygın ya da daha az borcu olan biri yapmadı. Bu bilgiyi taşımak heyecan verici. Sır saklamanın zevkini ve eğlencesini, adrenalini hissetmek için bu sır bende kalacak. Amacım para koparmak ya da açık artırmaya çıkarmak değil. Şantaj veya tehtid de savurmuyorum, blöf de yapmıyorum. Beni sürekli zekâ oyunları ve böyle saçmalıklarla eğlenmeye zorlayanlar utansın. Oysa ben fani zevkleri olan fani bir insanım. Bana bin bir dert yaratanlar hiç ilgilenmediğim ve kafa yormak istemediğim konuları düşünmeye zorladılar. Herkes gibi işe gidip gelmek istiyorum. Düzgün bir maaş ve birkaç çocuk.

  • 4. 12 Şubat  Salı günü Sta4CAD kursuna başladım. 22-23-24 Şubat tarihlerinde de Enerji Kimlik Belgesi kursum var…..

*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*

11 Şubat 2013 Pazartesi

Sabah saatlerinde ASELSAN’ı aradım. Resmi sitesine girip iletişim bilgilerindeki telefon numarasını çevirdim ve şaşırdım. Beni ilgili birime bağladılar. Bir tespitimi anlattım. Terörist saldırılarda kullanılabilecek bir açık yakaladığımı söyledim. İlgili birim görevlisi bana daha önce kayıtlarında böyle bir “tehtid” olmadığını ve üzerinde çalışmaları gerekeceğini söylediler. Yani bugün mutluyum çünkü benim bulduğum şeylere “tehtid” denildiğini öğrenmiş oldum ve ASELSAN beni adam yerine koydu, sorun çıkarmadı. İstikrarlı bir şekilde devam ederseler, yani bir yamuk yapmazsalar o “tehtid” dedikleri şeyin Allah’ı olan iki tane yöntem daha öğreteceğim onlara. Beni dikkate alıp konuştukları için saygılarımı ve minnetimi sunuyorum.

*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*

9 Şubat 2013 Cumartesi

Windows 8 çıkalı çok oldu ama hiç kimse acele etmiyor satın almak için. Bence imkânı olan herkes denesin. Windows 8 kullanmak inanılmaz derecede zevkli bir şey. Bence herkesin acilen yapması gereken en önemli şeylerden bazıları şöyle:

  • Windows 8 satın alıp hemen kurmak….

  • “Türk Yurdu Anadolu” ve “İstilâ” kitaplarını okumak….

  • Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın ilk 6 maddesini okumak….Bu ülkede hiç kimse padişah değil….

*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-**-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*

Türk Solu - İstilâ

*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*

27 Ocak 2013

                           Eylül ayında evli bir kadının etrafındaki birkaç önemli erkekle olan abartılı derecede samimi hallerini görmüştüm. “Bundan kurtulup rahat edelim” diye konuşan kadın bana üç dört ay boyunca çok fazla sorun çıkarmıştı, bana hayatı zehir etmişti. Daha önce sorun yaşadığım ahlâksız bir kadının çıkardığı sorunları facebook profilimden okumuş ve kendisi de aynı şekilde rezil olacak diye korkmuş. Fedaisi olan birkaç sapık yüzünden zor günler geçirmiştim ve kişiliğim, mesleki bilgim hakkında haksız ve kötü niyetli yorumlar yapılmıştı. İlk işyerimdeki sorunları birkaç defa tekrarlayıp damga olarak vurmak isteyen bir grup iftiracı bana hayatı zehir etti, o kadar yıprattılar ki bir iki haftalığına iş göremez hale geldim.

                           Eski dönemlerde yaşadığım sorunların aynen tekrar edilmesi nedeniyle internet ortamında olayı anlattım ve beni anlayacak kültüre, inanca sahip insanlara seslenmeye çalıştım. 3 Ocak 2013′de iftira ve sataşmaların dozu artınca bunu bu haber sayfamda yazdım. Üç gün sonra bir internet sitesine üye olup, o internet sitesinde bayan üyelere mesajlar atarak içinde bulunduğum durumu anlattım. Böylece Ankara, İzmir, Antalya, Tekirdağ, Adana ve İstanbul gibi kentlerde olayın öğrenilmesini sağladım. Bu şehirlere önümüzdeki 2-3 sene içinde gitmem imkânsız olduğu gibi bu şehirlerdeki üyelerle yüzyüze görüşmem imkânsız görünüyordu. Ama 3-4 aydır bana kan kusturan zampara ve jigolo çetesi bu internet sitesi aboneliğimi bahane ederek çok namuslu ve duyarlı insan ayakları yapmaya başladı. Sapık gibi iftira atan, hakaret eden ve tehtid edenler birden namsulu ve temiz insan rolü yapmaya başladılar. Konuşmaları çok değişti. Yesinler delikanlı diye geçinen üç dört erkekli metresleri. “Bana karşı derin duygular besliyorsun” diyen o ortalık malına demiştim ki “Sen buranın o..pusu musun? Seni hem ahlâk masasına hem de dolandırıclık masasına veririm.” diye. O günden beri kuduz köpek gibi saldırıyor ama arkasında bu kadar çok …. olduğunu bilmiyordum. Kapı kapı, daha doğrusu erkek erkek gezip 40 yaş üstü zamparalara ne kadar namuslu ve özel olduğunu anlatmasını, kendisine reklâm yapmasını komik buluyordum. Orta okul mezunu olmasına rağmen müdür gelirine sahip olan bu “delikanlı karı” internet sitesini öğrenince, zaten hiç kimseden gizlemiyorum, b..unda boncuk bulduğunu sandı. Hemen vurdu. Etrafındaki dalkavuklar da delirdi.

                            Sözkonusu internet sitesinde randevu ve yazışmalar gizli şekilde, kimlik açıklanmadan yapılıyordu. Yani site kuralları gereği hiç kimse kim olduğunuzu bilmiyordu. Rumuz falan kullanılıyordu. Ben ise kimliğimi gizlemedim. Facebook profilimin adresini bile verdim. Herkes rahatça tüm bilgilerime ulaştı. Türkiye’nin en büyük şehirleri açıkça üyeliğimi ve onlarca fotoğrafımı gördü. Yani gizli kapaklı bir şey yapmadığım gibi yakalanmış adam muamelesi görmem bana komik geliyor. Merak eden varsa açıkça sorsun açıklayayım. Ama herkes de benden hesap sormaya kalkışmasın, havasını alır. Bana şantaj yapmak için “sana damgayı vururuz” diye konuşan “delikanlı ortalık malı” abonesi de cevabını alır. Zinacıların başı ve en önemlisi olan bu uyanık gelsin de vursun damgayı, bekliyorum. Her ortamda cevabını alır. Bana zarf atıp binlerce lira kaybettiren, zinacı karıyla birlik olup bana hayatı zehir eden bu şahıs gerektiği yerde gerektiği gibi bir cevap alacak benden.  Beni tehtid edip kazıklayacağına karısına nasıl hesap vereceğini düşünsün zampara. Üç aydır şantaj malzemesi arayan, ispatlanamaz sanıp eziyet eden “deli kanlı karı” aboneleri başarılı olduklarını sandılar. Hatta kendi iğrençliklerini gizlemek için aralarına şirinler ve gençler katıp temiz insan görüntüsü yaratmaya çalıştılar. Ama elbette vardır polisin veya savcılığın kayıtlarında birkaç tacizci, ifitaracı kabadayının kayıtları. Bunlar acemiye benzemiyor, bir soruşturma yapılırsa ortaya çıkar ne oldukları.

                            Şu an çok önemli bir şirkette çalışıyorum. Şirket sahibi ve yönetcilierin bu konuyla hiç bir alâkası yok. Firmanın kurumsal kimliğine ve imajına saygım var. 

*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*

18 Ocak 2013 Cuma

                             İnşaat mühendisi olarak çalıştığım ilk işyerinde patronlar siyasi ve cemaatçi oldukları için bana baskı ile bir sürü proje çizdirip hakkımı vermemiştiler. Projeleri imzalamama da izin vermemeiştiler. Onların agresif davranışları ve hakaretleri sonucunda hem CHP ilçe yönetimi, hem de Süleymancılar cemaati ile başım belâya girdi. Onları maddi çıkarlar bir araya getirmişti. Israrla projeleri çizdiğimi söylemem atılan sahte imzları ortaya çıkarıyordu. Suçları ortaya çıkmasın diye tehtid ve hakaret savurdular. Daha önce de bir kürt çetesinin saldırısına uğradığım ve sanıkları dava ettiğim için kürtlerin şiddete dayalı baskısına karşı çıkmış oldum. Kürt kültüründe şiddet uygulayarak üstünlük sağlamak, aşiretler ve gruplar halinde baskı uygulamak olduğu için kürtlerin en çok değer verdikleri güce, yani şiddet ve baskıya karşı çıkmıştım. Tanımadım bir sürü kürt davacı olduğum için nefret etti benden ve bol bol taciz edildim. Sözlü olarak rahatsız edildim bir çok yerde. Her gittiğim kürt işyerinde duyduğum laflar için birini tutuklatsaydım nezarette yer kalmayacaktı.

                              Israrla beni cezalandırdıklarını söyleyen sözkonusu gruplar çareyi beni işgöremez gösterip aç bırakmak için malûlen emekli etmekte buldu. Önce bir sürü maganda ve ahlâksız kadının baskı ve hakaretlerine maruz kaldım. Daha sonra da şantaj ve iftira yüzünden büyük baskı altında kaldım. Baskı ve iftiranın şiddetini çok artırarak beni küfür ettirdiler. O aynı küfürleri mahkemde de onaylayarak altına imzamı atmaya hazırım. Beş para etmeyen adamlara saygı gösterip, sırf yaşları büyük diye saydığım uyanıkların ne kadar terbiyesiz ve seviyesiz olduğunu anladım. Tüm kıro aleminin derdi beni beş parasız bırakmak. Neden mi? Çünkü korkmadan ısrarla karşı çıktım kürt şiddet ve baskısına karşı. Dövenleri dava ettim, tehtid edip hakkımı vermeyeni ihbar ettim, bana küfür edenin tüm kirli çarşaflarını ortaya çıkardım. Yani toplu bir kürt saldırısında uzun süre ayakta kaldım. Tabi ki doğru dürüst kürtler de var, ama bana saldırıp ezenler şerefsiz baboşlar ve dolandırıcılar. Onların altına yatan şerefsiz fahişelere saygım yok.

*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*

16 Ocak 2013 Çarşamba                  

                     Terör psikolojik savaştır, yüzlerce kişiyi öldürüp milyonları korkutmayı ve dize getirmeyi amaçlar ama milyonlar ile savaşmayı göze alamaz. Yani amacı korkutup korkaklardan istediğini almaktır. Bu günlerde “uzlaşma” adı altında kürtlerin kürtlerle masaya oturup Türk milleti adına taviz vermesi var gündemde. Yani aslında kürtçülerle Türkler değil, değişik parti ve cemaatlerin içindeki kürtler uzlaşmak istiyor. Temsil ettikleri cemaat ve siyasi partilerin yönetimini ele geçirdikleri için uzlaşmayı Türk milleti adına yaptıklarını savunuyorlar.

                    Terörün amacı korkutmak olduğu için “akan kanların” siyasetini yapan uzlaşmacılar daha çok korkutmak istiyor. Bu nedenle üç kadın terörist öldürüldü. Yarın Diyarbakır’da  yapılacak terörist cenazelerinde tüm kürtçüler ve ülkede tüm terör örgütü sempatizanları gövde gösterisi yapacak. Aslında gövde gösterisi yapıp milletimizi korkutmak için “bahane” gerekiyordu. Bahaneyi kendileri yarattılar. Yarın cenazede korku salmayı, korkutmayı amaçlayan bir gövde gösterisi olacak. Yarın Türk milletini korkutma günüdür kürtçüler için. Provokasyona gelmeyin. Sadece takmayın, umursamayın. Havalarını alsınlar. Şiddete şiddetle cevap vermeyiniz, sadece gülüp eğlenin. Herhangi bir durumda güvenlik güçleri gerekeni yapacaktır. Yarın televizyonda sağa sola saldırıp taş atan yüzlerce kürt görürseniz umursamayın, kanalı değiştirip daha güzel bir şey seyredin. Ama korkuya kapılmayın. Değmez. Onların amacı bu zaten.

                     Yarın Türk milletinin kürtçülere vereceği cevap şudur : İstediğiniz kadar kudurun, gösteri yapın, yakın, kırın dökün. Yarın herhangi bir gün bizim için. Yarın son otuz yıldır geçen günlerden herhangi biri gibi. İstediğiniz kadar korkutun. Uzlaşmıyoruz. Onlarca kişiyi öldürüp yüzbinlercesini korkutabilirsiniz ama milyonlarca Türkle savaşmayı göze alamazsınız. Yarın Türklerin provokasyona gelmemesini dilerim. Herkes işine gücüne devam etsin. Ödediğimiz vergileri unutmayınız, o vergilerin gittiği yerlerden biri de TSK. Eğer savaş isteyen varsa Türk askeri gerekli cevabı verir. Ben şahsen bugün bol bol kahve içip müzik dinlemeyi, yarın da işe gitmeyi, terör örgütü sempatizanı olan ve benim emrimde olan iş arkadaşımın karşısında çay ve kahve içmeye devam etmeyi plânlıyorum.

                           Kürt sorunu kürtlerin devamlı sorun çıkarmasından ibarettir.

Bu resmin üzerine tıklayınız. Link açılacaktır……

Türk Solu

*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*

16 Ocak 2013 Çarşamba

Duyarlı bir insan olmamın nedeni belki de diğer insanlardan daha fazla şey görmemdir. Dikkatli ve gördüğünü değerlendirebilen biri olarak görüyorum kendimi. Gerçekten utanç verici bir durum dikkatimi çekti. Ucuz ve rezil siyaset yapan, muhafazakâr, toplumun büyük kısmı tarafından şeriat sempatizanı olarak görülen televizyon kanalları var. Annemin bir ayağı çukurda sayılır, o yüzden dine yöneldi son on senedir. O da çok seyrediyor bu yobaz zihniyetli kanalları, ben de hiç seyretmiyorum televizyonu artık. Ama salonda çay kahve içerken, dinlenirken şahit oldum birkaç televizyon dizisinin rezilliğine. Bu dizilerdeki tüm kötü kadınların başı açık ve çirkin. İyi kalpli kadın karakaterleri ise güzel ve tesettürlü. Aynı zamanda dizilerdeki kötü erkek karakterlerinin imajı Atatürk portrelerindeki imajlara benzetilmiş. Yani o dizilerde zalim ve kötü kalpli karakterlerin belli bir kısmı ya Atatürk’ün saç modeline, ya da bıyıklarının şekline ya da saç rengine sahip. Hatta saçın zayıf olan kısımları, anlın açık olan kısımları aynen Atamıza benzetilmiştir.Böyle iğrenç yayın yapan, ucuz yayın yapan, üç kuruşluk yankesici zihniyetine sahip televizyon kanallarını kınıyorum. Ayrıca dizilerdeki kötü adamlardan kurtulmanın yolu birkaç dua okumak olduğu için biraz saçma buluyorum bu propagandayı. Kötü adamlar Atatürk tarzında giyinip görünüyor, kötü kadınlar tesettürsüz ve çirkin, kadınlar da erkekler de zalim ve hain, alçak bu dizilerde. Onlarla savaşan tesettürlü bayan karakterleri bebek surtalı, saf duygulara sahip, çok insancıl ve her zaman haksızlığa uğramış. Bu kadar seviyeli bir açıklama yaptım ama içimden ağzımı bırakıp başka bir yerimle gülmek geliyor bu televizyonlara. Cahil ve aptal insanlara hitap ediyorlar. İnsanların dini duygularını para kazanmak için sömürüyorlar. Evlerinde oturan ve çalışmayan kocaman popolu, şişmanlıktan ve çirkinlikten çökmüş, iğrenç görünüşlü kadınlar tesettür giydikleri için o dizileri seyredince rahatlıyorlar, kendilerini özel sanıyorlar. Anladık arkadaşım, çok namuslusun, benimle yatmayacaksın. Ama bir de beni düşün, çirkinsin, yalvarsan da yatmam seninle. O nedenle “ben çok özelim, namusluyum, sana vermem” muhabbeti yapma. Versen zaten ilk önce kocan koyacak popona tekmeyi. Hahhahaha…..

*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*

12 Ocak 2013 Cumartesi

                  Herkesin merakla izlediği bir kürt açılımı var bu günlerde. Bu açılıma ne zaman karar verildi. Şimdi mi? Hayır. Daha geçen sene karar verdiler. Tepkileri ölçmek için açıkladılar ve sanmayın ki orada vazgeçtiler. Pazarlıklar başladı kapalı kapılar arkasında. Konu tehlikeli bir konu olduğu için o tarihten beri ince plânlar yapıldı. Muhalefetin ve iktidarın, terörün ve cemaatlerin kürtleri örgütlü bir şekilde hazırlandı. “Uzlaşma” diye bir lâf dolaşmaya başladı ortada. Uzlaşmak için iki tarafın da taviz vermesi gerekiyormuş. Taviz vermeden uzlaşma mümkün değilmiş. Peki kim uzlaşıyor. CHP içindeki kürtçü yönetim Türk milleti adına tavizler vermeye hazır olduğunu ima edip teröristlerle anlaşacak, buna uzlaşma deniyor. Ey Yüce Allah’ım bunlar da kürt ve kürt melezleri değil mi? Yani kürt diye adlandırılan topluluğa kan bağı ile herhangi bir şekilde bağlı olanlar ve Türk kimliğine muhalefet edenler, kendilerini değişik etnik kökenlerden gören insanlar mı Türk milleti adına taviz verecek. Bu oyuna gelmeyelim. İktidar ve muhalefetteki kürtler kendileri oynayıp kendileri çalıyor. Yani kürtler, Türk milleti adına kürtlere taviz veriyor. Kürtler kendileri çalıp kendi oynuyor. CHP ve diğer partiler içindeki kürtçü yönetimlerin kendi kendilerine verdikleri tavizler beni bağlamaz.

                  Terörün diğer adı, yani anlamı psikolojik savaştır. Yani terörün anlamı korku salmaktır. Teröristler herkesi öldürmüyor ama birkaç kişiyi öldürüp diğerlerinin korkmasını sağlıyor. Yani geniş çapta çalışan bir haraç çetesi olarak düşünebilirsiniz teröristleri. Siz korkup istediklerini verirseniz terör amacına ulaşır. Amacına ulaştıkça daha çok şey ister, vermezseniz daha çok terör olur. Bence mevcut durumun daha da kötüleşmesi teröre zafer kazandırmaktır, yani teröristlere istedikleri haracı (tavizi) vermektir. Uzlaşacağız diyenler de bir bakıma teröristtir çünkü onlar Türk milletinin sözcülüğünü yapmaya yeltenen kürtlerdir. Kılıçdaroğlu, Tanrıkulu gib kişilerin benim adıma örgütle uzlaşması komik. Kendi kendiyle uzlaşan, kendi çalıp oynayan bir kürtçülük var ortada.

           Tüm partilere girmiş olan kürtçü gruplar girdikleri partiler adına konuşuyorlar. Değişik partilerdeki kürtlerin bir araya gelip örgütle masaya oturması Türk milletini bağlamaz. Değişik siyasi görüşler, cemaatler ve tarikatlar içindeki kürtler “biz Türk milleti olarak uzlaşmak istiyoruz” diye bir yalan söylüyor. Aslında bunlar sadece değişik kürt çeşitleri. Türkler taviz vermiyor.

Ayrıca savaş olmadan, savaşı kaybetmeden toprak verilmez, taviz verilmez. O uzlaşma da savaş sonunda olur. Yani iki taraf masaya oturup kayıplarını ve zaferlerini değerlendirdikten sonra toprak için pazarlık yapar. Kendi bayrağımız altında olan toprak için pazarlık yapanlar şerefsizdir. Bize ait olanı neden verelim. Eğer bir uzlaşma isteniyorsa demek ki bir savaş var. Eğer bir savaş varsa birçok kişi (ben dahil) savaşta olduğumuzu kavramış değil. Savaş varsa savaşalım sonra oturalım masaya. Ama Türkler savaşa başlarsa masaya tek kişi oturur, öteki taraf masaya oturamayacak hale gelir.

********************************************************************************

25 Aralık 2011

                             Yıllarca sağlıklı teşhisi konulmuştu bana. Her zaman bir riskten söz ediliyordu ama bir hastalık yoktu ortada. Risk muhabbeti de geçmişte suç işleyerek bana iftira atan ve adam yaralama suçunu yanlış tedaviyi zorla uygulayarak işleyen bir kaç uzman doktorun iftirası idi. Kontrole gittiğimde beni muayene edecek doktor hazır bekliyordu. Daha içeri girmeden kendisi dışarı çıktı ve ben beklerken bana baktı. İçeri girdiğimde ömür boyu tedavi göreceğimi, yeşil kartla yaşayacağımı söyledi. Doğru dürüst iş bulmamı engellediklerini söyledim. O da siyasi güç sahibi rüşvet makinası ilk patronumun istediklerini söyledi. İnşaat mühendislerinin çok az para kazandığını söyledi. Patronum beni zorla ve nerdeyse karın tokluğuna çalıştırıyordu, onun projelerini bedava sayılacak paraya çizmem için adamlarına sürekli tehtid ettiriyordu, kendisi de tehtid ediyordu. Bana “başka iş bulamayacak hasta” teşhisi koyup bedava çalıştırmak istediler. Doktora rüşvet aldığını ve davacı olacağımı söyleyince bağırdı ve çığlık attık. Öyle bağırdı ki beynimde bir damar koptu, birkaç dakika aklım karıştı. Bana adını söylemedi doktor ama dava etmeye kararlıydım. Ona birkaç değişik şekilde ahlâksız kadın dedim çünkü rüşvet yemişti ve şerefsizdi. Beni her zaman taciz eden görevli memur kadın da tehtid etmek için kapıyı açtı. Ben girmeden önce doktorları kışkırtıyordu, girince de kapıyı açıp tehtid ediyordu muayenehanelerden sorumlu memur. Beni yıllardır sapıkça tehtid ve taciz eden bir memurdu. Kapıyı hızla açıp içeri girip kendisini gösterip tehtid ettiğinde “Bu ka.tak uslu dursun yoksa onu savcılığa vereceğim” dedim, kapıyı  kapatıp dışarı çıktı. Devletin onlara benim hak ve özgürlüklerimi kısıtlayacak keyfi gücü vermesinden olan rahatsızlığımı dile getirdim. Kendi suçlarını örtpas etmek için, yani yüz kızartıcı hareketlerini gizlemek için bana “vatan haini damgası” vurmaya kalkıştı doktor. Sonraki kontrollerde “anarşist” olup olmadığım soruldu. Burada suç işleyen ve üç kuruşluk şerefsiz olan birkaç görevli suçlu olamaz çünkü yalan bir kusursuz devlet imajı var. Devletin suçlu olduğu veya tazminat ödediği görünmedi bu güne kadar. İtiraz eden iftiraya uğruyor demek ki. Bir Türkçü olarak bayrağımı kirleten bu şahısların damarlarındaki kandan tiksiniyorum.

O hastanede kontrole gitmeyi her zaman red ettim. Hasta haklarımı kullanmama izin verilmedi. Hasta haklarım gasp edildi. Memur çetelerinin üniformalı itleri her zaman kendi isteğim dışında, beni tutuklayarak o hastaneye götürdü çünkü çetelerin borusu o hastanede ötüyordu ve o hastaneden defalarca şikâyetçi olmuştum. Şu an madur olarak gösterilecek bir dolandırıcı arıyorlar. O dolandırıcının şikâyetini kullanarak bana zorla tedavi altında zarar verecekler, ömrümü kısaltan ilâç ve elektrik şoku tedavileri uygulayacaklar. Bana zarar vermeyi kahramanlık olarak gösterip çok sayıda şerefsizi kışkırttılar.Bunun için bana çok sayıda iftira atıp kendilerini haklı göstermeye, toplumun sempatisini kazanmaya ve işledikleri suçları haklı göstermeye çalıştılar. Yüzlerce memura karşı beş parasız bir vatandaş, heyecanlı bir olay.  Ama bu bir ölüm kalım meselesi, var olma savaşı olduğu için kendimi savunmak için yapacağım her şey yasal. Saldıran herkes cevabını alacak. Kendimi korumak için yazılı hukuktan başka kural tanımayacağım.

======================================================================

14 Eylül 2012

Askerlik görevimi barışta yapmayacağım için, seferde görev alacağım için ve uzun yıllar önce tedavi gördüğüm için hastaneye kontrole gidiyorum. Kontrole gittiğimde doktor çalışmadığımı söyleyip bana hasta teşhisi koymaya kalkıştı. Önlem amaçlı ilâçlar yazacağını söyledi. Var olmayan bir hastalığı önlemek ancak niyeti bozuk bir dolandırıcıya yakışır. Asistan olan bu doktor zekâsını ve başarılarını anlattı ama yeteneksiz değil, kötü niyetli idi. Kötü muamele ve tehtidler yüzünden 25 aralık 2011 tarihinde hastaneden davacı olmaya karar vermiştim ve bunu o tarihten itibaren devamlı dile getirmiştim. Bu doktorun sadist ve kabadayı hareketleri, tehtidleri sonucunda yüksek lisans programımı iptal ettim ve yüksek lisans sınavları ile ilgli çalışmalarımı 5 yıl askıya aldım. Dava etmemi engellemek için özel ve profesyonel hayatımın ırzına geçen, öğrencilik yıllarımda sınavlarımı batıran mesleki yönden şerefsiz doktorları kınıyorum. Maddi durumum uygun olduğu zaman onlardan davacı olmak istiyorum. Bu doktor da kapıdan girer girmez saldırdı, muayene etmeden iğne yazmaya kalkıştı. Bir teknikerden söz etti ve o teknikerin kim olduğunu söylemedi ama birine para karşılığı veya siyasi torpille kıyak yaptığı ve beni tehtid edip korkutmaya çalıştığı belliydi. Onun anasını avradını, yedi sülâlesini düz geçtim ama mahkemeye çıkamayacak kadar şerefsiz ve suçlu idi. Bu nedenle beni dava edemedi.
Doktorlar her zaman aynı yolu izliyor. Bana hiç bir çıkışım olmadığını, istedikleri zaman keyfi olarak sağlığıma zarar verebileceklerini ve devletin bunu engellemeyeceğini gösteriyorlar. Hiç bir çıkışım olmadığını hissettirip kendilerine hakaret ettiriyorlar, tehtid ettiriyorlar ve sonra masum kurban gibi davranıyorlar. Bu güne kadar tek bir suç işlemedim ve tüm zararları tek bir mahkeme kararı olmadan verdiler. Beni kışkırtıp, baskı uygulayıp kendilerine küfür ettiriyorlar ve sonra haklıymış gibi davranıyorlar. Oysa hastanenin tüm işkenceci, sapık hastabakıcıları ve ülkücü özel güvenlikçileri onların emrinde. Yıllarca adam dövdüler gözümün önünde. Hatta sapık bir berberin bilerek ve isteyerek yüzüme ustura ile attığı çizik halâ duruyor. Her türlü pisliği yapan, istedikleri zamam bütün metabolizmamı bozan bu sapıklar elbette bir çift lâfı hak ediyorlar.

=====================================================================

15 Ekim 2012

Kontrole gittiğimde herhangi bir akıl sağlığı sorunum olmadığı teşhisi konuldu. Özel veya profesyonel hayatımı engelleyecek herhangi bir rahatsızlığım yokmuş. Yani tam anlamıyla sağlıklı bir birey olarak hayatıma devam edeceğim. Ancak ihtimaller ve risklerden söz edildi, 5 yıllık bir takip başlattılar. Yani 5 yıl boyunca kontrollere gideceğim. Sebebi 14 Eylül 2012 tarihinde bana iftira atan doktor. Hastane bir sağ bir sol vurup hasta olmasam da kendi kontrolü ve baskısı altında bırakıyor, davacı olmamam için engeller yaratıyor. En sapıkça davranışları da cahil ve düşük zekâya sahip annemi etkileyip benim üzerimde baskı kurmaya çalışmalarıdır. Annemin aptalca müdahaleleri yüzünden kendisine saygımı kaybettim ve hayatımda hiç bir şeye karışmasına izin vermiyorum.

Diğer yandan vergi kaçakçısı, sahteci, dolandırıcı eski patronlarımdan birini partisi CHP’ye şikâyet etmiştim ve işlediği suçlarla ilgili bir dosya vermiştim İstanbul il yönetimine. Ancak onlar kendi adamlarına ceza vermedi ve aksine ben aylarca yıpratıldım. En son olarak da bu iftira teşhis konuldu bana ve 5 sene sürüneceğim söylendi. Aslında 5 sene sonra da bir 5 sene daha ekleyip ömür boyu rahat bırakmıyor rüşvetçi kahpeler. Olay önce ülkücülerle başladı, sonra da CHP’nin bölücü terör örgütü sempatizanları ve ateistleri ile devam etti. CHP il ve ilçe yönetimleri aylarca uyuttu beni, olaya müdahale edeceklerini sandım. Oysa bir karalama kampanyası yürüttüler.

====================================================================

16 Kasım 2012

14 Eylül 2012 tarihinde hastane kontrolünde kapıdan girer girmez saldıran şerefsiz CHP iti doktorun bana koyduğu ifitira teşhis sonucunda on yıl daha sürüneceğim ve bu on yıl sonra zaten ömrüm sona ermiş olacak. Yani hiç para kazanmadan emekli olacağım. Değersiz bir hayat yaşayacağım. O şerefsiz it bana sataşıp, kabadayılık yapıp beni kışkırttı, iftira attı ve Abizol diye rezil antipsikotik yazıp elektrik şoku tehtidi ile kullandırttı. O ilâcı bir ay kullandım ve o rezil ilâç bütün vücudumu yaktı, vücut ısım sürekli yüksekti. Cildim bozuldu, bütün vücudum yıprandı. Böyle şerefsizlerin böyle rezil ilâçlar yazma yetkisi varken ellerine bıçak alıp sokakta adam yaralamalarına gerek yok. Hem de tüm rüşvetçi ve siyasi üniformalı itler onların emrinde. Korkutmak mı istediler ne yaptılar bilmiyorum ama hastane girişinde ve çıkışında yol boyunca yakınımda yürüyen dev gibi üniformalı polisler gördüm. Şerefsiz rüşvetçi it düzeninin düşmanıyım.

Şerefsiz it teşhisi koyarken bir teknikeri bahane etti ama teknikerin kim olduğunu bilmiyorum, söylemedi. Aklıma gelen seçenekleri söyleyeyim:

1. Beni karın tokluğuna ve tehtid ettirerek çalıştıran belediye meclis üyesi eski patronumum kardeşi senelerdir yasadışı mimarlık yapıyor. Yakında özel bir üniveristenin mimarlık bölümünden mezun oldu ya da olacak ama ömrü mimari projeler yaparak geçti. Sıradan ve değersiz, hatta hatalı projeler çizen bir dolandırıcı. Mimar olmadan proje firmasında mimarlık yapan biri. Eski patronlar tehtid ederken o daha efendi konuşuyordu, kelime oyunu ile iftira atıyordu. İyi polis kötü polis oyunu oynadılar, işten çıktığımda “seni silerim” diye bir tehtid savurdu. Karısı ruh ve akıl hastası olduğu için ve CHP’nin torpilleri onun emrinde olduğu için BRSHH’deki siyasi it doktorlara istediği her şeyi yaptırır. İftirayı atıp hayatımı elimden alan şerefsiz doktor da uzun saçlı bir solcuydu. Bölücü örgütün itlerine torpil yapanlar solcu değil, şerefsiz oğlu şerefsizdir. Belediye meclis üyesi CHP’li eski patronum verdiği rüşvetleri, yaptığı dolandırıcılıkları bir kabul eden bir red eden, sürekli topluma faydalı-burslar dağıtan adam imajı çizen bir dolandırıcı idi. Verdiği rüşvetlere ve rüşvetçilerle olan diyaloglara onlarla aynı masada çay içerek şahit olmuştum. Kendisi kürtçülük yaparak oy topluyordu ve Gazi Mahallesindeki bölücü oyları CHP’ye o veriyordu. Yani özünde TSK’ya iftiralar atan, dağdaki teröristler hakkında kardeşiymiş gibi konuşan bir şerefsiz idi. Rüşvetçilere, siyasi CHP torpillerine güvenerek beni tehtid etmişti. Şantaj için “Şikâyet edelim mi?” diyerek tehtid ediyordu, ben de ” Kim kimi şikâyet ediyor?” diye cevap vermiştim. Çünkü bunlar dolandırıcının allahı idi ama arkalarında rüşvetçinin tıpçısı da, polisi de, belediyecisi de, CHP’cisi de vardı. Yaptığım en büyük hata onunla ilgili tüm kanıtları ve bilgileri CHP il yönetimine vermekti. Böylece kendi mezarımı kazmış oldum. CHP kendi adamına disiplin cezası vermek yerine beni yer yüzünden sildi. Kürt solu üyelerinin dolandırıcılıklarını, rüşvetçilikleri hatta yemin ederim ki pezzevvenklirini gördüm. O yüzden bölücü örgütü bir terörist örgüt olarak değil, şerefsiz bir köpek sürüsü olarak görüyorum. Ulusal Parti’nin yayınlarında kürtlerin ortadoğunun çingenesi olarak bildirilmesini mantıklı buluyorum ama kürt solu gibi çingene dünyanın hiç bir yerinde yok.

2. Yukarıdaki patronun yanında çalışan fahişe tekniker. Patron dolandırcılık işlerinde muhabbeti ona kurduruyordu. Mühendislerle ve rüşvetçilerle diyaloğu kurmak için fahişe gibi davranan ve şirketten birkaç kişiyle yatan kürt alevisi bir fahişe. Önce bana yavşadı, midem bulandı ilişkiye girmedim. Onu istemediğimi anlayınca tehtid etmeye başladı. Onun emrinde ise şirket için çalışan bir sürü doladırıcı it vardı, lazından kürdüne kadar. Şirket adına tehtid edip sonra masum kız çocuğu taklitleri yapıyordu. 19 yaşındaydı ama Sultangazi’deki tüm fahişelerden çok fahişelik yapmıştı. Çok kısa boylu ve çok iğrenç görünüşlü biriydi ama yaşı genç olduğu için patronlardan pornocu sapık olanlar eşlerini onunla aldatıyordu. Beni sürekli tehtid ettiği için benden birkaç sert uyarı almıştı.

3. Gittiğim özel dershanede AutoCAD öğretmeni ders sırasında sürekli kız öğrenciler ile ilgileniyordu, ders anlatırken 4-5 kızla flört ediyordu. Sınıftakileri “akıl hastanesinde yatmış” diyerek kışkırtıyordu. Açıkça duyuyordum söylediklerini ama fısıldayarak söylediği için bir şey yapamadım. Bütün sınıfta karaladı beni. Sonra sözde tavladığı birkaç kürt, laz v.b. kızla ders aralarında topluca dalga geçmeye başladılar. Curcunaya çevirdiler olayı. O teknikeri takmamıştım ama zamanla diğer öğrencilere verdiği program dosyalarını bana vermemeye ve derse girmediğim söyleyip yalanın büyüğünü söylemeye başladı. İşe gireceğim için sınav tarihini iki hafta ileriye attı ve çok iyi bildiğim AutoCAD sertifikasını alamadım. Parasını ödemiştim ve kurs başlamadan önce AutoCAD’i süper kullanıyordum ama dershane uluslararası Autodesk sertifikası veriyordu. Öğrenmek için değil, sertifika almak için gittim kursa ama o manyak bana eğitim sırasında kazık attı. Hem sınıfla birlikte eğlendi, deli muamelesi yaptı, hem de bir sürü iftira attı. Söylene söylene tehtid ediyordu. Mühendis olmam ve AutoCAD’in benim için çocuk oyuncağı olması ona fena koymuştu. İşe başladım ve onu dershaneye şikâyet ettim, sertifikayı başka öğretmenden almak istediğimi söyledim. Ama daha sonra birkaç hafta boyunca diğer kurslarla ilgili sürekli eksik bilgim aldım eğitim danışmanlarından. İhtiyacım olan bilgiyi almak için sürekli aramak zorunda kaldım eğitim danışmanlarını ve kızları sürekli arayan sapık muamelesi gördüm. Ben kimseye zorla bir şey yapmadım bu güne. Kurs tarihlerini öğreninceye kadar fıtık oldum, bir de üstüne hak etmediğim muamele gördüm. Yani dershane sorun üzerine sorun çıkarıyordu. Sonradan yanlış anladığımı anladım. Kızların amacı bana iftira atmak değilmiş, kursları başlatacak yeterli müşteri sayısını bulamıyordular ve ben kurslara başlamak için sabırsızlanıyordum. Müşteri, yani kursiyerler olmadığı için benim kurslar başlamıyordu ve ben defalarca boşuna aramış oluyordum. Kızların günahını almışım ama tekniker midir, teknisiyen midir nedir, o öğretmenle hesabım var. Bir dedikodu yapayım, aynı karakteri askerde sergilediği için onu paşaların yanından kenar bir karakola sürmüşler patates soyup yerleri süpürsün diye.

====================================================================

18 Kasım 2012

11 aydır laf atıp, değişik konular hakkında konuşup rahatsız eden sapık komşular beni uyutmamıştı. Sürekli bahçeden ve karşı sokaktan laf atan, beni sabahın üçünde uyandıran, gece ikiye kadar uyutmayan şerefsizler beni çok yıprattı. Az uyku yüzünden ihtiyarladım kısa sürede. Ömrümü kısalttılar. Aynı şeyi tramvay ve otobüslerde yapan itler de vardı. Arkamdan laf atarak veya aralarında konuşuyormuş gibi yaparak muhabbetin ortasında bana iftira atıp taciz ettiler gruplar halinde. Ayrıca bu toplu tacizler sırasında cep telefonu ile beni görüntüleyen itlere rastlamıştım. Beni toplu taşıma araçlarında taciz edip, sinir edip, hakaret edip gerdiler, sinirlendirdiler ve o sinirli hallerimi cep telefonu ile görüntülediler. Bazen iki üç it laf atıp ifitira atıyordu, bazen de çok sayıda tesettürlü fahişe ve onların pezevennkleri laf atıyordu. Beni böylece hem evimde hem de dışarıda aylarca yıprattılar. Rahat yer yoktu. Ne uyku vardı ne de ders çalışabiliyordum. Seneler önce beni aynı şekilde rahatsız etmiş olan bir iti tanıdım. Yine tramvayda idi, 45 yaşın üzerinde olan biriydi. Saçları gri ama 17 yaşındaki çocuk gibi spor giyinmişti. Onlardan birini dövseydim çoktan amaçlarına ulaşmıştılar. Aslında cemaat-kürtçü chp- rüşvetçi polis-dolandırıcı devlet memuru doktoru hastanesi topluluğu beni rencide edip, tehtid edip, bana iftira atıp beni sinir ediyor ve o sinirli bezmiş halime deli teşhisi koymaya çalışıyor. Beni halden hale sokan cemaatin itleri bu halleri delilik diye göstermeye çalışıyor.

Bir damla erkekliği olmayan, rüşvet ve dolandırıcılıkla kazandığı paraya güvenip adam tehtid eden üç kuruşluk kırolar rüşveti basıp, siyasi çevrelerini ve cemaatlerdeki beyni yıkanmış fahişeleri kullanıp saldırıyor. Ne gece ne de gündüz, ne evimde ne de sokakta rahat var.

====================================================

3 Ocak 2013 Perşembe

                        Büyük bir rezaletin kokusunu alıyorum, yakında olay olacak:

                       Mide bulandırıcı bir durum söz konusu. İkinci el karılarla ilgilenmediğimi, sadece genç kızları sevdiğimi bilmeyen yok. Ama çok sayıda evli erkeği baştan çıkarıp onları parmağının ucunda oynatan bir yosma bana kafayı taktı. Kırkını aşmış erkeklerle sevgili gibi konuşan, “aşkım, bebeğim” gibi laflar kullanan bir kadın beni ilk gördüğü günden beri iftira atıyor. Bir bayana karşı derin duygularım vardı, bu kadın ise o zamandan beri kendisine karşı özel duygular beslediğimi, onunla yakınlaşmaya çalıştığımı (ki benden başka herkesle çok yakın, herkesle kocasıyla konuşur gibi konuşuyor) falan iddia etmeye başladı. Kavga etmemek için aylarca katlandım. Olmaz böyle bir rezalet. Parmağının ucunda oynattığı amcalara güvenip benim karakterim, kişiliğim hakkında ileri geri konuşmaya başladı. Manik depresif teşhise uygun iftiralar atmaya başladı ve sevgilisi olan amcalardan tam destek aldı. Şimdi bir sürü para babasıyla uğraşmak zorunda kalacağım, o amcaların ne olduğuna artık siz karar veriniz. Onlarla cinsel ilişkiye girip girmediğini bilmiyorum ama hepsinin hoşuna gidiyor onunla sevgili gibi konuşmak. Acayip sosyetik bir olay ama ne diyeyim, karı da bir şeye benzese. Ahlâksız ilişkilere başlayacak olursam inanın böyle çarpık, iğrenç suratlı ile başlamam. Ama bana çok büyük maddi ve manevi zarar verdi.

                       Ahlâksız kadınlardan uzak durduğum için her gittiğim yerde bir tanesi vuruyor bana. Her yerin bir yosması var. Ve o mutlaka saldırıyor. Her gittiğim yerde.  Bu gidişle yakında beni bir dava (bu gidişle ben savcılığa şikâyet dilekçesi vereceğim) veya kavga bekliyor. Çok büyük maddi zarara uğrayacağım kesin ama yüzde doksan dokuzu müslüman dediğiniz bu ülkenin her yerinde birkaç zampara ve birkaç fahişe var. Zor günler bekliyor beni ama en üzüldüğüm şey de cahil bir geri zekâlı olmasıdır. Yok arkadaş, böyle bir şeye kurban gitmek için beklemedim hayatımın güzelini 30 sene. Bu kuş beyinliye hem kızıyorum, hem gülüyorum. Allah’ım nedir bu böyle, ayaklarının arasında bir parça et olan her kuş beyinli kendini özel sanıyor, bana hakaret edip eziyet edecek kadar özel.

DSCI5203 DSCI5202 DSCI5201 DSCI5200